HAKİKATİN TEMSİLİ

Diyelim ki, siz, Mars’ ta bir toz parçasıydınız. Bugünkü vücudunuz yoktu. Sadece uzakta bir güneş vardı; ama sizi aydınlatmıyordu; çünkü görmüyordunuz. Çıplak kayalıklar ve karanlıklar ve sessizlik ve yokluklar içinde yüzüyordunuz; ama hissetmiyordunuz. Aklınız yoktu; idrak kabiliyetiniz yoktu. Tadacağınız bir meyve de yoktu; çünkü diliniz yoktu. Ve yokluğunuzu idrak edecek bir kalbiniz de yoktu. İşte böyle bir varlık olmak, size ne kadar muhteşem ve zevkli gelebilir ? Şimdi , varlığınızdan çok bıkmış da böyle olmayı çok mu özlüyorsunuz?
Sonra bu kainatın Yaratıcısı tarafından, bu dünyaya gönderildiniz. Siz, aynaya bakıp da doyamadığınız ve her daim hayran olduğunuz bu vücudunuz ve bu sima size verildi. Göz verildi, görebiliyorsunuz; kulak verildi, duyabiliyorsunuz; ve dil verildi hem konuşuyor, hem de her şeyin tadına bakabiliyorsunuz. Ve size en kıymetlisi, “akıl” verildi; ama önünüze de çok harikalarla dolu, bu aklınızla idrak edebileceğiniz mucizelerle dolu iki kitap kondu; biri cismani kainat, diğer lafzi Kuran-ı Kerim .
Bu öyle bir kitap ki; her sahifesinde yüz kitap kadar bilgilerle dolu. Her satırında yüz sahife karar ince anlamlar yüklü. Her bir kelimesinde yüz satır kadar harikalar ve çok çok hoşunuza gidecek manaları taşıyan ve hayalinizi doyuracak ve merakınızı giderecek ve heyecanınızı tam tatmin edecek bilgilerle yüklenmiş bir kitap! Bu öyle bir kitap ki, aklınızı, ruhunuzu ve hayalinizi mükemmel bir huzurla tam tatmin edecek yapıda. Ama siz, şimdi bu kitabı okumayı ve formülerini çözmeyi bilmiyor ve anlamıyorsunuz. Sizin için, bu haliniz de düşünülmüş ve bu kitabın yanında, onu ders verecek, talim edecek ve size satır satır açıklayacak bir de mükemmel yüz dahi zekasına malik öğretici bir muallim verilmiş.
Ama sizin, böyle bir kitabı okuyacak ve anlayacak, hiç vaktiniz yok öyle değil mi ? Varlığınızın ve hayatınızın anlamını, varlık aleminin gerçeğini ve sizin ne olduğunuzu , ne olacağınızı, hatta ileride başınıza neler geleceğini haber veriyor ve bunları size öğretecek hocası da hazır ve isterseniz size anlatıyor. Hem bütün bu öğrenecekleriniz için, sizin vücudunuza akıl , göz , kulak gibi cihazlar yanında merak , araştırma meyli , tefekkür kabiliyeti de takılmış ; bakın sizden bu muallim - öğretici sizden bir ücret de istemiyor. Yeter ki , siz mutlu ve huzurlu olun.
Oysa ,sizin bu gerçekleri dinleyecek kulağınız, görecek gözünüz, idrak edecek aklınız yok da ; sanki , başka anlamsız sözleri dinliyorsunuz; maddi ve manevi gerçekleri ve son sistem teknolojik harikaları ve sanatları görecek gözleriniz yok da; başka anlamsız şeylere bakıyorsunuz ; merakınızı ve aklınızı , bu kitaba değil de, bu kitabın öğreticisine - hocasına değil de , sonuçta size faydası olmayacak ve hayatınızı boşa harcayacak pek anlamsız oyuncaklara ve oyunlara veya başkalarına vakit ayırıyorsunuz, değil mi ?
İnsan gözü, güzel şeyleri gördüğünde; kulağı, güzel sesleri işittiğinde ve akıl da ince sürpriz hakikatleri anladığında mutlu olur. Ama, sizin şimdi bu harikalarla ilgilenecek bir vaktiniz yok gibi; asıl gerçeği dinleyecek kulağınız yok gibi ve güzellikleri görecek gözleriniz yok gibi yaşıyorsunuz. Öyle değil mi ?
Peki bu hayatınızı, niye yaşadığınızı da bilmiyorsunuz ve size yalanlardan örülmüş, saçma sapan sloganlara, sapık fikirlere, sapık ve yanlış hurafelere , efsanelere hayransınız öyle mi ?
Bakın sizin durumunuz neye benzer ? Mesela , şimdi siz , yokluklar içindeki kalmış bir kişiyi bulsanız ; onun haline acısanız; aç iken doyursanız; susuz iken sulasanız ; şerbetlerin en güzelini içirseniz ; çıplak iken, en güzel mağazalardan giydirseniz; en güzel villalarda misafir etseniz ve yatırsanız, yüzdürseniz ; en güzel lokantalarda yedirseniz, en güzel sanat sergilerinde ve fuarlarda gezdirseniz ; her türlü arzusunu tam tatmin etmek için emrine de yüzlerce hizmetçi verseniz. Sonra da, bu kişi, size dese ki: “Ben seni tanımıyorum ve kabul etmiyorum; sen de kimsin ? Benim keyfimi bozma; senin gönderdiğin kitabı okuyamam; senin bana gönderdiğin rehberi dinleyemem; benim hayatıma karışma” dese ve senin uyarılarına ve emirlerine karşı bin türlü edepsizlik yapsa; verdiğiniz yemek çanağını kafanıza çarpsa; verdiğiniz şerbet bardağını yere çalsa kırsa ; siz böyle bir kişiye karşı ne ne hissedersiniz ve ne yaparsınız. ? Bunu, bir düşünün. İşte bir dinsizin hayattaki rolü de, bakışı da, kendisine yapılan iyiliklere, verilen nimetlere karşı, yaptığı nankörlükle tam da budur. Dinsizlik bir fikir ve fikri bir üstünlük değildir, gerçekte bir sapıklıktır. Fakat dinsiz , dinsizliği seçmekle, dine mensup olanlara karşı “üstünlüğü” seçtiğiniz sanır. Kendisi , dindarların yaptığı yanlışları öne sürerek, bahane ederek , kendisine göre haklı ve gerekçeli bir hayat yaşadığını zanneder.
Peki bir Hıristiyan ne yapar? Rabbine karşı Hazret-i İsa’nın İncil’ de müjdelediği ve haber verdiği Rehber’e ve Kitab’a karşı gözünü yumar; “Eğer biraz araştırırsam, düşünürsem aklımla gidersem , sorgularsam “Müslüman” olurum” diye korkar ve gözünü, aklını, kulağını gerçeklere karşı kapatır. Bu harika Kitabı ve En mükemmel ve güzel Rehberi dinlemez ve başını başka taraflara çevirir ve ilahi gerçeklerden kaçarak kendini koruduğunu sanır. Peki bir Musevi ne yapar ? Allah bize sormadan, danışmadan, bizden olmayan- Yahudi olmayan- birisini Peygamber gönderdi diye, Allah’a düşman olur ve Son Peygambere ve Son Kitaba ve içindeki kurallara düşman kesilir. Yahudi, Allah’a karşı düşmanlığını böylece, savaşla, cinayetle, çocukları ve masumları katlederek ve bütün bunları dini bir ibadet adı altında, insanlığı ve insanlık merhametini ve vicdanını karartır.
Peki Müslüman artığı bir Müslüman ne yarar ? İlahi ilk emir “Ikra - Oku”yu, hiç “okumama” şeklinde anlar ve okumamayı, araştırmamayı, tefekkür etmemeyi, kendisine dayatılan yalanlara itaat etmeyi; en iyi şeklide çağdaş yaşamanın, sömürge altında yaşamak olduğuna inanır ve bütün ümidini keser ve sömürgeci efendisine itaat etmenin, en karlı yol olduğuna inanır ; dünya hayatını rahat geçirmeyi hedef edinir. İslam neyi yasaklamışsa, onları yapmayı hayatına prensip edinir. Ama kendisinin, bir sömürge altında olduğuna değil de , “bağımsız ve hür” olduğuna inanır. Müslümanlığın ve İslamiyetin gelenekselleşmiş bazı ritüeller olduğunu sanır ve ölünceye kadar İslamiyet’ ten uzak, öldükten sonra da İslami törenlere göre gömülür.