Kanunları çiğneme hakkı kime verilmiş deseler; şöyle derim. Normal, sade, vasıfsız vatandaş kanunları çiğneyemez. Çünkü o, gider birisinin hakkını çiğner; bu çiğnediği hak, kanunda “suç” olarak kabul edilmişse, kanunları yürütenler, bu suçluyu haksız bulursa ve hakkında şikayet varsa; suçlu kişi ölmemişse; yakalanmış veya bulunmuşsa cezasını verirler; ama vermeyebilirler de.
Cumhuriyet Kurulduktan sonra , Bazı unvan ve lakapların yasaklanmasından bir gün sonra, Mustafa Kemal , yaverine , “ Bana İsmet Paşa’ yı çağır” der. Yaveri de “Efendim, İsmet Paşa diye biri yok” der. Sorar , “Nasıl yok.?,” Yaveri der ki , “Efendim, dün bey , paşa hanım, ağa gibi kelimeleri kullanmak yasaklandı” der. Bunun üzerine Mustafa Kemal , büyük bir kahkaha atar ve der ki : “Sen kanuna ne bakıyorsun , benim dediğim kanunudur, git çağır” der.
Bana göre kanunları çiğnemek, öncelikle kanun koyucunun, sonra kanunları uygulayıcıların ve uygulamada görevli hakim , savcı, avukat, kaymakam , vali , bakan ve bu işte çalışan katip ve müdür , muhakkik gibi görevlilerin hakkıdır. Türkiye’de Anayasayı yapanlar “bir defalıktan bir şey olmaz” diye, en önce Anayasa’ yı kendileri çiğnemişlerdir. Türkiye’ de kanunları en çok çiğneyenler, mahkeme hakimleri ve yürütmeyi sağlayan idari teşkilat yetkilileridir.
Elime geçen bir olayda, bir Kaymakamın kanunu nasıl çiğnediğini size anlatayım: Seydikemer, Eldirek Mahallesinde 2B kadastro çalışmaları başladığında, önce kanunları kadastro tespit yapan teknik personelin çiğnemeye hakkı vardı ve bu kanunları çiğnemesinden dolayı da hiçbir sorumlulukları yoktur. Ne isterlerse onu yaparlar Şimdi, parselin başında, bu parselin kime ait olduğunu tespit bilirkişilerine sormuşlar ve öyle olacağını söyleyip; sonrasında bu parseli bir başkası adına zilyetlik tespiti yapmışlar ve mahalli tespit bilirkişilerine imzalamışlar. Bunun üzerine mağdur hak sahibi adına kadastro mahkemesinde dava açıldı. İşbu dava sürerken, adına tespit yaptıran vatandaş gitti; Kaymakamlıktan , kendi lehine, davacı aleyhine men- i müdahale kararı aldı Hem de muhataba tebligatı usulsüz yaptırarak.
Oysa 3091 sayılı Kanunun 14. maddesine göre, bir yerde mahkemelik bir durum ve dava varsa, dava konusu edilmişse, Kaymakamlık bu konuda karar veremeyeceği “ anlaşmazlık dava konuş edilmiş ise, bu kanun hükümleri uygulanmaz” demesine rağmen; bu kanunsuzluk uygulandı. Çünkü Kaymakamlığın yasal olarak bu kanunu çiğneme hakkı vardı. Sonra biz de , idare mahkemesine gidildi ve Kaymakamlık kararını iptaline karar verildi.
Şimdi Kaymakamlığın ne yapması gerekiyordu? İdare Mahkemesinin iptal kararını da çiğnemesi de gerekiyordu. Bu sefer, aynı parsel ve aynı taraflar hakkında, idare mahkemesinin iptal kararı da , yok sayılarak, tekrar men kararı verildi.
3091 sayılı kanunun 4. Maddesin göre, şikayet süresi, müştekinin öğrendiği tarihten itibaren 60 gün ile sınırlı iken, Kaymakamlık Kararında şöyle yazıyor: Tecavüz tarihi 20.02. 2025 , Müracaat tarihi 01.04.2026; yani 60 gün değil , bir yılda fazla süre geçmiş. Kanun öyle diyor ama ; Kaymakamlığın, burada bu süreyi açıkça yazarak ve isteyerek Kanunu çiğnemesi gerekiyordu ve çiğnedi.
Yine 3091 SK 4. Maddesine göre , tecavüzün ve müdahalenin oluşundan itibaren bir yıl geçtikten sonra ; bu makamlara başvurulamaz derken , bu da oldu ve tecavüz tarihinden bir yıl sonra , müracaat tarihi . 01.04.2026 ve tecavüz 20.02.2025 gösteren bir Kaymakamlık kararını da almış olduk.
Tabii, bu karalar verilirken , dosya içindeki tespit bilirkişi ve mahalli bilirkişi beyanları esas alınmadı. Sadece müşteki tarafın beyanlarına ve isteğine göre Kanunun çiğnenmesi gerekiyordu.
Hukukta şöyledir: Bir taşınmaz hakkında sulh hukuk veya asliye hukuk mahkemesinde bir dava varken ve yürüyorken, o yerden kadastro geçmesi ile, mahkeme , dosyadan el çeker ve dosyayı Kadastro mahkemesine gönderirken ; bizde, kadastro mahkemesinde görülene davaya rağmen, davadan sonra yapılan bir talep üzerine , Kaymakamlık men kararı veriyor ve idare Mahkemesinde iptal edilen ve bölge idare mahkemesinde devam eden kesinleşmemiş bir dosya yok sayılarak, tekrar men kararı verebiliyor. İşte ülkemizdeki çağdaş ve aydın hukuk bu. Çünkü bu sistemde , yanlış yapan ve kanunları çiğneyenler hakkında bir yaptırımı yok; ama idare mahkemeleri var ve oraya gidebilirsiniz. .
“1 Mayıs Emek Ve Dayanışma Günü”
Bir zamanların korkulu “İşçi Bayramı”..
Gelin “Emek ve Dayanışma”ya Allah Rasülü nasıl bakmış, onu birlikte görelim.
“Allah Rasülü bir akıncı birliği ile keşfe çıkmıştı.
Bir hafta sonra dönüş haberi duyulunca Medine halkı karşılamaya çıktılar.
Allah Rasülü; 35 yaşlarında, Saad el Ensari isimli bir gençle tokalaşırken onun ellerinin NASIRLAŞMIŞ ve çok sert olduğunu gördü.
Sordu,
-Bu ne ey Saad? dedi.
Genç Saad cevap verdi.
-Ey Allahın elçisi, ben EMEKÇİYİM, hurma bahçelerinde çapa, kazma ve sulama yaparak ailemin geçimini sağlıyorum, bu sebeple ellerim nasırlıdır.
Allah Rasülü bu genç EMEKÇİNİN avuçlarının içini ÖPTÜ ve ellerini havaya kaldırarak şöyle dedi;
- Kim cehennem ateşinin yakmayacağı bir el görmek isterse bu ellere baksın...
Asırlar önce;
“İŞCİNİN HAKKINI ALIN TERİ KURUMADAN VERİNİZ” buyuran Peygamberimize keşke kulak verebilseydik.
“Emekçi” ye bir de bu pencereden bakabilseydik!..,
"Emek ve dayanışma günü" iyiliklere ve güzelliklere vesile olsun
Rabbim bu Devleti kıyamet sabahına kadar pâyidâr, top yekün milletimizi mutlu ve bahtiyâr eylesin...
Sağlık ve âfiyet içinde nice güzel günlere...
Vesselam
Halil ARIK.
01.05.2026