İşgal

Farkında mısınız bilmiyorum ama işgal altındaki bir şehirde yaşıyoruz. Evet, şehrimiz Fethiye tam anlamıyla işgal edilmiş durumda. Çirkefin, kuralsızlığın, saygısızlığın gayri insani unsurların işgali bu. Hocam, çok abartıyorsun demeyin lütfen, fazlası var eksiği yok. O halde buyurun.

Yaşadığımız memleket, yıllardan beri damla damla biriktirdiği, oya gibi işlediği Fethiye şehir kültürünü çok hızlı bir şekilde kaybetti. Kaybediyor demiyorum, kaybetti. Artık dönüşü yok. Bu harika kültüre belli bir süre şahitlik etmiş biz Fethiyeliler, en son gidenimizi Yeni Caminin avlusundan uğurlarken bir araya gelip, eski güzel günleri sadece anıyoruz ve biliyoruz ki o günler bir daha gelmeyecek.

Bunun sebeplerini hepimiz az ya da çok biliyoruz ama sebeplere gömülmek bu köşenin işi değil, biz o yüzden aktüelde kalalım.

Aşırı göç aldık, Fethiye’nin o biraz önce bahsettiğim özelliklerini beğenerek buraya gelen insanlar, hemen sonra geldikleri şehrin bir minyatürünü burada inşa etmeye çalışıyorlar. Herkes az veya çok bir köşesinden kesince ortada orijinal kalmıyor. Sonra ah, vah içinde bizim geldiğimiz Fethiye böyle değildi diye feryat, figan edip kendinden bir sonraki yerleşeni suçluyor.

Diğer taraftan da bir nevi iç göç diyebileceğimiz bir durum oluştu. Önceden şehir merkezini temel alan çıktılar hâkimdi, şehir kültürü yavaş yavaş çevreye doğru yayılırdı. Şimdi ise tam tersi periferden merkeze bir akım oluştu. Karaçulha, Esenköy (Dont) ve Çamköy Fethiye’nin en büyük mahalleri oldular, kendilerine ait eski özelliklerini kaybettiler ve demografik olarak çok değişim geçirdiler. Kemer her ne kadar Seydikemer olarak ayrılsa da nüfus yapısı ve ikamet şekli olarak Fethiye’den ayrışması mümkün değil. İşin üniversite birimlerindeki durumunu çok iyi bildiğim için bu konuda daha detay da verebilirim ama şimdilik bu kadar yeter. Yani her ne kadar bölünsek de, hala iki ismi olan bir ilçeyiz. Buraya kadar normal, kontrolsüz büyüme yaşayan bütün şehirlerde bu olur ve aslında gelişmeden önceki irileşme diyebiliriz bu duruma.

Benim derdim ve yazıma başlık olan durum ise, kültür ve onun insan davranışlarına yansıması. Kozmopolitlikten hiç korkmadım, gelişmeyi destekleyen bir tarafı olduğuna inanırım ama değişimin kültürsüzleşmeye evirilmesi apayrı bir şey. Kendine, topluma, çevreye saygı duymamak ve hayatını bu çerçevede yaşamak bahsettiğim sıkıntının kaynağı. Bu yaşantı şeklini benimseyenlerin sayısı hiç de azımsanacak boyutta değil. Hele tatil sezonunda bunların sayısı birden bire artıveriyor.

İşte Fethiye, bu tip yaratıkların işgali altında. Gerçek insanlar da bunların, kabalıklarına, çirkefliklerine, nobranlıklarına katlanmak zorunda kalıyorlar. Mavi Köşeyi takip edenler bilir; ben bu yaratıkları “alt kültürün ilkel yaşam formları” olarak tanımlıyorum.

Bu, olmayasıca, alt kültürün ilkel yaşam formları artık iyice gemi azıya aldılar ve işgallerini hem genişletmeye hem de şiddetini artırmaya başladılar. Bunları fiziksel hallerine bakarak tanıyamazsınız, aynı insana benzerler. Bunları yakalamanın en iyi yolu, bıraktıkları izlerdir.

-Hiçbir yerde kural tanımazlar, hele trafik bunlar için kabiliyetlerini gösterecekleri bir arenadır. Mesela dörtlüleri yakıp arabayı yolun ortasında bırakır gider.

- Yediklerinin ve içtiklerinin ambalajlarını oracığa bırakırlar veya gelişigüzel bir yerlere fırlatırlar. Hatta içecek şişelerini bir de kırarlar. Nasıl olsa gerçek insanlar toplar diye düşünürler.

-Yedikten ve içtikten sonra oluşan ihtiyaçlarını gidermek için insanların tuvalet dediklere yere ihtiyaçları yoktur. Onlar için her yer tuvalet olabilir. Hele bazıları, herhalde kıymetinden olsa gerek (!), sıvı olanı pet şişeye yapıp yolun herhangi bir yerine atarlar.

- İçtikleri sigaranın izmaritini yere atmak bunların alametifarikasıdır. Bu yüzden yollarda izmarit havuzları oluşur. Hatta bunlar yüzünden, plajlardaki izmarit sayısı denizin kumuyla yarışır.

-Dinledikleri müziğin sesinin uzaydan bile duyulması da bu yaratıkları ele verir. Benim dinlediğim müziği herkes dinlemek zorunda diye bir takıntıları vardır.

- Bu nahoş durumlara şahitlik etmek istemeyen veya katlanamayan gerçek insanlar da meydanı işgalcilere bırakıp uzaklaşırlar.

Gelelim bu yazıyı yazmama beni mecbur eden ve işgalin boyutunu gösteren sebebe. Yaz boyunca, Fethiyelilerin rutini olan, Boncuklu koyunda denize girme aktivitesini yapmaya çalışırım. Sabahları eşimle birlikte gidip, denizimize girip geliriz. Bu süreçte yolumuzun üstünde bulunan “alt kültürün ilkel yaşam formlarının” ürettiklerini de, onlara çok güzel dilekler söyleyerek, toplar, en yakın çöp kutusuna atarız. Daha doğrusu atardık. Taaa ki geçen haftaya kadar. Artık toplamıyoruz. Çünkü geçen hafta gördüğümüz manzara bütün umudumuzu kırdı. Eğitimle, sözle, uyarı ile bir şey yapılamayacağına kanaat getirdik. Alt kültürün ilkel yaşam formlarından biri plajın sağ tarafındaki kayalığın önündeki mini plajın minicik kumsalına eserini (!) bırakmış. Yok, artık dedik ve orda her şey bitti. Dahası için ne söz, ne yazı. Sadece ceza, ceza, ceza!

Şehirde çevreyle ilgili hassasiyeti artırmak için birtakım cezalar uygulanmaya başlamış, miktarı öğrendim çok küçük. Bu rakam sadece gerçek insanların bilmeden yaptıkları hataları karşılamak için olabilir. Bahsettiğim mahluklar için çok ama çok daha acıtıcı olması lazımdır. Çünkü bu mahlûklar artık eğitimle bir yere yönlendirilemez, bunlara cezanın katmerlisi lazım. Yirmi birinci yüzyılın teknolojileri bu yaratıkları tespit edip, yakalamak için çok sayıda fırsat sunuyorlar. Kısa bir araştırma yeterli olacaktır.

Ne demiş Ziya Paşa, “nush ile uslanmayanı etmeli tekdir, tekdir ile uslanmayanın hakkı kötektir”, yeni nesil için sadeleştirelim “ Nasihatten anlamayanı azarlamalı, azardan da anlamayanı dövmeli”.

Tabii ki bu şerefsiz mahlûklara karşı bizim kötekle müdahale etme şansımız yok; ama şehrimizde resmi olarak köteği kullanma yetkisini ellerinde bulunduran sayın yöneticiler, lütfen elinizi korkak alıştırmayın. Nasihat ve azar aşamasını çoktan geçmiş bu alt kültürün ilkel yaşam formlarına mümkün olduğunca köteği en şiddetli şekliyle kullanın. Kullanın ki bu edepsiz işgal bitsin, gerçek insanlar bu güzel Fethiye’nin sefasını sürebilsin.

Güzelliklerle kalın…