KOMEDİ ADINA KURANA HAKARET VE SİYASETÇİLERİN DESTEĞİ

Deniz Göktaş adlı birisi, komedi adı altında, İlahi kitaplar hakkında; “ ilk üç kitap iyi, fakat dördüncünün çevirisi kötü, son kitap ne demek ? 600 lü yıllarda, iddialı bir çıkış, daha yeni yenileri çıkıyor” şeklinde sözleri ile tutuklanması ve bir kısım siyasilerin ve TBB başkanının destek çıkması olayı, bir haftalık süreyle kamuoyunun ilgisini çekti ve nisyana doğru gitti gidiyor. Deniz Göktaş, savunmasında, bu gösteriyi iki yıldır yaptığını ve hiç tepki almadığını söyleyerek, yanlış bir şey yapmadığını söylüyor.
TCK madde 125 te kişiye karşı hakaret suçu düzenlenmiş ve cezası 3 aydan iki yıla kadar; kişinin mensup bulunduğu dine göre kutsal sayılan değerlerden bahisle hakaret söz konusuysa, cezası altıda bir oranında artırılıyor.
TCK MADDE 216’ da; Halkı kin ve düşmanlığa tahrik ve aşağılamadan cezası bir yıldan üç yıla kadar hapis; eğer kişi dini değerleri aşağılarsa, altı aydan bir yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır, diyor.
Şimdi bu olaya baktığımızda, Deniz Göktaş’ın, bu dini kutsal kitaplara inanmadığını , ama ilk üç kitabı iyi bulduğunu ve bu kitapların insanlar tarafından yazıldığını ima ederek ve son kitap diye “Kuran-ı Kerim’ e” karşı çıkarken de, son kitap olamayacağını kast ederek ; daha yeni yenileri çıkıyor, diyor. Bütün bu ifadelerinde, dinsiz birisinin, dindarların dini değerleriyle alay etmesi ve komedi malzemesi yapması ve yine kendisi gibi dinsizleri güldürmesi eğlendirmesi karşılığında gelir elde etmesi söz konusu. Demek ki, dini değerlerle alay etmek de, gelir kapısı oluyormuş ve dinsizlik de , siyasete alet edilebiliyormuş .
İçinde yaşadığımız bu toplumda dinsizlik ve inançsızlık o kadar artmış ki, işbu dinsizlerin siyasi desteğini almak için de, siyasiler Deniz Göktaş’a sahip çıkıyor ve “yalnız değilsin” şeklinde destek açıklamaları yapıyorlar.
Önümüzdeki ilk milletvekili seçimlerinde, Deniz Göktaş’ın bedavadan milletvekilliği garanti görünüyor. Acaba, hangi parti kapacak onu göreceğiz. Mademki, bu kadar destekçisi var, siyasiler bunu asla ıskalamaz ve Deniz Göktaş’a sahip çıkarken, bunun arkasındaki dinsiz kitlenin desteğini de hesaplıyorlardır.
“Küfre rıza, küfürdür, zulme rıza zulümdür” prensibince, bir dinsize veya dinsizliğe ait söz ve hareketlere ve hakaretlere siyasetçilerin sahip çıkmasının arkasında, aslında aynı fikri paylaştıklarını; ama siyasi risk gereği bunu toplumda açıkça söyleyemediklerini görüyoruz.
Bu dinsizliğe muhabbet eden siyasiler kimdir diye baktığımızda; eski CHP Genel Başkanı Özgür Özel , eski İBB başkanı Ekrem İmamoğlu, DEM’ den Tülay Hatimoğulları, ve Tuncer Bakırhan, CHP Genel başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve İyi Parti Genel Başkanı Müsavat Dervişoğlu ve Türkiye İşçi Partisi , Deniz Göktaş’ a sahip çıkarken , Deniz Göktaş idolünün arkasındaki milyonlarca dinsizlere de siyasi olarak göz kırpıyorlar. Eğer bu siyasi partilere ve siyasi liderlere destek veren veya verecekler içerisinde, kalbinde azıcık da olsa, Allah’ a ve Kutsal Kitaplara ve Kuran’ a ve Peygamberimize inanan biri varsa; öncelikle , bu kişilerin de “ ben neredeyim ve kimin yanındayım” diye kedilerini sorgulaması gerekiyor.
Siyasiler, doğrudan açıkça dine ve Kuran’ a ve İslam’a karşı ve düşman olduklarını söylemeleri, siyaseten kendileri ve partileri aleyhine olacağı için, doğrudan İslam’ a veya dine hakaret etmezler; ama içindeki gerçek duyguları seslendirdiği için, dinsizlerin söylemlerine de destek vermekten geri durmazlar.
Ceza hukuku açısından , bir kişiye hakaret üç ay hapis cezasından başladığına göre, dini değerlere hakaret ise, TCK 216 ya göre 6 aydan başladığına göre, yapılması gereken şudur: Savcı davayı açar ve eğer bu ülkede, Kuran’a inananlar için de , hakaret söz konusu olduğundan, davaya müdahil olarak katılabilirler şeklinde bir karar alınır ve bu basın yoluyla duyurulursa ; çünkü Kur’an’a “son kitap” olarak inananlar da , “bu hakaret ile bana ve kitabıma hakaret yapılmıştır, ben de mağdurum” diye davaya müdahil olduklarında , sanığa verilecek ceza sadece 3 ay değil veya sadece 6 ay değil, davaya müdahil olanlar sayısınca 3 ay veya 6 şar ya hapis cezası verilirse, gerçekte işlenen suçun cezası ancak verilmiş olur. Eğer dinsiz biri , bir milyon kişiye hakaret ediyorsa, aynı şekilde bir milyon kişi sayınca altı ay hapis cezası almalıdır. Gerçek adaletten rahatsız değilseniz , bunu yaparsınız. Göstermelik adalet ise, şimdiki gibi olur. Suçun sonucunu, suçu işlemeyenler değil, suçu işleyen düşünsün; sana ne ?
Bu yasal düzenlemeyi yapma görevi iktidar partilerine düşüyor. Eğer, gerçekten dini değerlere hakaretten rahatsız iseler, böyle bir davaya, bu şekiide bir hakaretten dolayı, rencide olan Müslümanlara , davaya müdahale yolunda yasal bir düzenleme yapılırsa; ve böyle bir davaya diyelim ki, yüz bin kişi müdahil olursa; suçu işleyen sanığın cezası üç ay veya altı ay çarpı yüz bin müdahil sayısınca yasal bir ceza düzenlemesi yasal olarak yapılırsa; artık siz ortaklıkta ticari gelir , şahsi menfaat veya dini ve dindarı aşağılama zevki uğruna , toplulukları aşağılayarak siyasi rant edecek kişileri bir daha bulamazsınız. Yani, siz, bir sözünüzle veya hareketinizle, Müslüman, Hıristiyan , Budist toplumlara hakaret ettiğinizde , davaya müdahil olan kişiler kadar cezalandırılacağınızı bilseniz ; böyle bir yola başvurur musunuz ? Bu konuda görev, yasa koyucu Meclisin ve siyasi partilerindir. Hadi yapın da görelim. ?