Monarşik düzen ve imparatorluklar yıkıldıktan sonra , artık devlet başkanlarını veya hükumetleri rey sahibi vatandaşlar seçiyordu. Türkiye’ de ilk demokratik seçim 1946 da ve 1950 de oldu. Babam , oy nedir bilmez, “rey” için , Türkçe ses hadisesiyle “ irey atmaya gidiyoruz” derdi. Rey kelimesi, vatandaşın iradesini temsil ediyor ve gösteriyordu. Vatandaşın iradesinden rahatsız olan yasa koyucu, vatandaş iradesini bir kağıt parçasına dönüşsün diye “rey” yerine “oy” kelimesini uydurdu. Türkçe’ de, kendi başına müstakil bir “oy” kelimesi yoktu ve “oy” bir varlığı temsil etmiyordu. Ama Türkçe’ de , “oyun” ve “oymak” diye kelimeleriz vardır. “Oyun” ve “oymak” kelimelerinin, bugünkü manada oy’la bir bağlantısı da yoktur.
Geçen 20. Yüzyılda, rey, vatandaşın iradesini temsil ediyordu. Yeni 21. Yüzyılda bir kağıt parçasına dönüştü ve oy oldu ; artık alınır ve satılır mal haline geldi.
Eski yüzyılda, daha çağdaş yapıya (!) kavuşamadıkları için , kişiler partileri için kavga eder , darılır ve karşı partiliye husumet güderdi. Partinin masrafları da, yine aynı partinin üyeleri tarafından karşılanırdı. Tam olmasa da, genelde partinin belediye başkanı adaylarını ve milletvekili adaylarını partili üyeler veya delegeler belirlerlerdi.
Şimdi, zenginler ve iş adamları , ABD deki Trump gibi zenginler iktidar oluyor. Bizde de, artık siyasi partilerin başkanları, oy sahibi kişileri yediriyor , içiriyor ve oylarını satın alabiliyor. Artık bu son çağdaş yüzyılda, bir aday için, seçimin maliyeti “değer” konusu oldu. Böylece, partilerin seçim masraflarını zengin ve yolsuz kişiler karşılıyor. Vatandaş da oyunu para veya başka bir menfaat karşılığı satabiliyor. Bu iş öylesine çığırından çıktı ki, bazı partilerin genel merkezleri veya başkanları, aldıkları dolarlar karşılığı, belediye başkan adaylıklarını bile satabiliyor. Ama oy veren vatandaş bundan hiç rahatsız değil.
Artık seçimlerde , millet iradesine dayalı sonuç ortaya konmuyor ve aranmıyor. Hep , bu seçimin kaça mal olacağı hesaplanıyor. Bir koyuyorsunuz , üç almıyorsunuz, yüz alıyorsunuz.
Vatandaş iradesini ve muhkeme gücünü kaybettiği için , artık zihnini sloganlara teslim ediyor. Sizin bir siyasi parti olarak, vatandaşı aldatacak yapıda ve seviyede slogan üretmeniz, sunucu şarlatan bulmanız , tütsülenmiş beyinler için yeterli oluyor.
Bunun için topluma ve kişilere faydası olmayan konularla ve olaylarla , vatandaşın uyutulması ve hipnotize edilmesi gerekiyor. Bunu da futbol seyirciliği ve dizi film seyirciliği gibi benzeri unsurlar sağlıyor. Şimdi karşımızda milyonları bulan ve okumayan ve düşünmeyen efsunlanmış bir kitle bulunuyor. Elinizde yeterli saylıda sosyal medya fenomeni ve görsel medya varsa, aldatma ve kandırmayı sağlayacak projeleriniz varsa ve bunu uygularsanız , kısa yolda netice alabiliyorsunuz.
Sakın memleket ve ülke için, vatandaş için , insanların aklına ve fikrine hitap edecek projelerle vakit kaybetmeyin, zaten fikir bakımından sizi dinleyecek ve sizin ikna edeceğiniz ülke nüfusunun ancak yüzde onu olabilir ; ama bu yüzde onluk kesim , sizi iktidara taşımaz Siz şimdi uyuşturulan ve sloganlara teslim olmuş yüzde 80 lik bir kesim bakın . Bu yüzde 80’ lik kesimin yarısını hipnotize etseniz başarılı olursunuz.
Rey sahibi kişileri , mesleksiz, işsiz, asalak ve parazit yapıdaki kişilerden yaparsanız; bu tıynetteki kişileri, arsız ve soysuz zengin kişiler tarafından beslenirse ; siyasi partilerin üye ve delegeleri bu tipteki kişilerden oluşturursa ; adayların seçim maliyetleri milyonları tutuyorsa ve bunu da asalak ve parazit parti üyeleri karşılamıyorsa; tüccar zihniyetiyle bir koyacak ve ülkeden yüz alınacaktır.
Siyasi partilerin üyelikte ve adaylıkta standardı olmadığı için , ülkenin maliyet yükünü çeken vergi mükellefleri ve meslek sahiplerine , üretenlere ve işletenlere , seçimlerde rey hakkı tanınmadığı bir demokrasi adaletli ve insaflı olmayacaktır. Rey hakkı sadece kimlere tanınmalıdır , bu ayrı bir tartışma konusudur. Gerçek bir demokrasi için , “Her şeyi alınlarının teriyle kazanan insanların arasında , senin ne işin var ? diyebilmeliyiz.