35 yıldan beri İstanbul’da Jeoloji Mühendisi Uğur Özgür Bey’in bana öğrettiği çubukla su aramaya ve tespitine başladım. Ben de kendisine kitabımı hediye ettim, o da bana su arama çubuğunu hediye etti ve nasıl yapılacağını gösterdi. Bu konuda ilk 25 yılda 3 bin 410 deney yaptım. Türkiye’de 300’ün üzerinde çıkmasına vesile olduğum su kuyusu var.
Piyasada da epeyce yer altında su tespiti yapan çubukçular çoğaldı. Hatta bunun şarlatanları da var. Çubukla su tespiti yapma işi mesleki olarak jeofizik mühendislerinin işidir. Ancak bunu bilmeyen, kabul etmeyen ve karşı olan mühendisler de vardır. Aynı zamanda bu sistemi kullanan jeofizik ve jeoloji mühendisleri de var.
Şimdi size en son yaptığım su tespitinin verilerini anlatayım:
Yer: Yayla Karaçulha.
Arazide suyun yüzey genişliği 310 cm. Bu zeminde alt alta beş adet su bandı bulunuyor. İlk su damarı 31 metrede başlıyor ve sulu tabaka kalınlığı 40 cm’dir. İkinci tabaka 58 metrede ve su bandının kalınlığı 70 cm; üçüncü su damarı 82 metre derinlikte ve su tabakası kalınlığı 110 cm’dir. Dördüncü su damarı 106 metre derinlikte ve su tabakası kalınlığı 210 cm’dir. Beşinci su damarı 145 metre derinlikte ve su tabakasının kalınlığı 370 cm’dir.
Yukarıdan aşağı doğru bir piramit şeklinde su damarları, gittikçe genişleyen bir tarzda bulunmaktadır. Hangi metrede kaç litre su bulunuyor; bunu da ölçebiliyorum, ama bu tespitte ölçmedim.
Bütün çubuklar antendir. Hangi maddeden olursa olsun, ağaç veya metal olması fark etmez. Elinde çubukla su arayanların çubukları, su bandının üzerine geldiğinde bir kısmı çapraz gelir ve geri döner; bir kısmı aşağıya eğilir, bir kısmı yukarı kalkar. Bu antenler biyoenerjiyi böbrek üstü bezlerden alır.
Ankara’da avukat sınıf arkadaşım Hayrettin Bıyıklıoğlu, ABB Başkanı Mansur Yavaş Ankara’yı susuz bıraktığı için, o da evinde susuzluğa bulaşmış; oturdukları binanın önünde suya baktım ve suyun yerini, derinliğini ve miktarını tespit ettim. O da sonra keson kuyu açarak suyu 5-7 metreden aldı.
Şimdi Mansur Yavaş’ı bazı partiler cumhurbaşkanı olması için paylaşamıyor. Hani bir yanlışlık eseri ülkenin başına gelirse, ülkeyi ne hale getireceğini bilmiyoruz. Çünkü bu insanlar akıllarıyla değil, duygularıyla hareket ediyor ve bu duyguları da kiralık sosyal medya şarlatanları yönetiyor.
Neyse, avukat arkadaşıma dedim ki: “Şimdi sen benim ne yaptığımı gördün ve test ettin. Senin devletin üst kademesinde tanıdığın var mı?” dedim. O da, “MAPEG Genel Müdürü Arslan Narin’i tanıyorum.” dedi. “Git onunla görüş.” dedim.
O da görüştü. Neyse, ben de bu müdürle gidip sahada tespit yapacağım. Sonuç şöyle oldu: Genel Müdür bir anda kararından döndü; benimle sahaya gitmekten vazgeçti.
Ben aslında böyle bir davranışı bekliyordum; hiç şaşırmadım. Çünkü bu ülkede bürokrasi ve devlet yöneticileri olan üst bürokrat şöyle çalışırlar: Eğer yapacakları bir işte bu ülkenin yüzde yüz menfaati varsa, fakat kendileri için yüzde bir risk varsa, asla riske girmezler ve bu ülke için hiçbir fedakârlıkta bulunmazlar.
Şimdi MAPEG Genel Müdürü benimle araziye çıksaydı, bunu sekreteri başta olmak üzere yardımcıları tarafından duyulsaydı ve sonuçta benim başarısız olmam yüzde bir ihtimal tehlike taşıdığı için, kendisini yüzde birlik riske etmemek için kararından dönerek yüz yıllık akıllı bürokrat geleneğinden ayrılmadı.
Sonuçta şunu söyleyebilirim: Türkiye’deki bütün devlet kurumlarından su tespitinde ve yer altı kaynaklarının tespitinde 100 adım daha ilerdeyim. Çünkü ne yaptığımı biliyorum.
Eğer fiziki olarak bütün cisimlerin ve varlıkların kendi kimyevi yapılarına göre farklı frekans yaydığını bilmeseydim ve Kur’an-ı Kerim’de İsra Suresi 44. ayette, “Hiçbir şey yoktur ki kendi diliyle Allah’ı tesbih etmesin” yani “konuşmasın”ı bilmeseydim, bu kadar deney yapamazdım.
Madenin atom altı seviyede aslında kuru bir madde olmadığını ve kendine has bir frekanstan ibaret olduğunu biliyorum. Benim elimdeki bir antendir, ama bu anten maddelerin yaydığı frekansı algılayan bir antendir.
Benim yaptığım sadece çubukla su aramak değildir. Radyo dalga boyunda 26 km uzağı görür ve algılar ve 9 km yer altına kadar ölçüm yapar. Ve ışık hızıyla çalışır.
Ama şunu da biliyorum: “Böyle bir şey fiziken mümkün değil, olmaz, olmamalı.” diyen büyük bilim adamları da vardır. Gittiğim yolda benim hakkımda başkalarının ne dediği veya ne düşündüğü beni hiç ilgilendirmiyor. Çünkü gittiğim yolu ve ne yaptığımı biliyorum.
Ama bürokrasi benim boyutumda değildir. Mesela bir belediye başkanıyla, bir milletvekiliyle bu konularda görüşebilmem için yüzlerce yıl kapısında beklemem gerekir. Hem niye bekleyeyim ki? İşim gücüm var.
Çünkü bu yetkili ve görevliler çok büyük insanlar, o kadar büyükler ki; Tanrı Zeus, yeryüzünde temsilcileri olarak bunları bırakmış. Zeus’un temsilcisinin huzuruna hemen çıkılmaz ki!
Sonunu şöyle bir hatıramla kapatayım:
Yıllar önce, bir pazar günü Aksaray’da termal su için MTA tarafından kuyu kazılıyor. Arkadaşımla gideceğiz; saha çalışanlarına haber vermiş, “Biz geleceğiz ve tespit yapacağız.” demiş.
Bunu duyan çağdaş, aydın ve ilerici mühendisler karar almışlar; beni sahaya sokmayacaklar ve bana ölçüm yaptırmayacaklar. Çünkü ben onlara göre bilimsel olmayan bir teknik kullanıyordum.
Pazar günü tatillerini bırakmışlar ve beni engelleyecekler. Çünkü ben ölçüm yaparsam ülke Orta Çağ’ın karanlığına gömüleceği için sondaj başında nöbet tutuyorlardı.
Biz araçla sahaya girdik. Arkadaşıma dedim ki: “Sen sondajın etrafını bir tur dön.” O da dolaştı. Ben araba içinden ölçümümü yapmıştım ve sondaj makinası termal su bandının üzerinde değildi, biraz uzağında bulunuyordu.
Arabadan indik. Dediler ki: “Biz size burada ölçüm yaptırmayız.”
Ben dedim: “Problem yok, ben ölçümünü yaptım; bu kuyudan termal su alamayacaksınız.”
Sonuç: 2 bin metre kazıldı, ısıya ulaşıldı ama termal suyu alamadılar.
İşte biz böylesine çağdaş, ileri ve aydın ve ülkesi için yüzde bir riski göze alamayan fedakâr bürokrasinin bulunduğu bu ülkede yaşıyoruz.