KEŞKE DURSAYDI ZAMAN SUR İÇİ İSTANBUL' DA

Fethiye'de yaşayan sevgili yazar dostum Ayhan Gültaş' ın daha çok 1950-60' lı çocukluk yıllarını, biraz da 70'li , 80' li gençlik yıllarını, o dönemin İstanbul sosyal/ kültürel yaşamını da büyük bir özlemle ve bütün detaylarıyla anlattığı son derece güzel bir kitap: KEŞKE DURSAYDI ZAMAN - SUR İCİ İSTANBUL.( İzan Yayıncılık, Ankara -2022).

Yazar, İstanbul' un Fatih çevresinde geçen çocukluk ve gençlik yıllarını öyle güzel anlatıyor ki, sanki bütün Türkiye' nın o dönemdeki çocukluk ve gençlik yaşamının Fatih' e yansımış örneğini yaşıyorsunuz. Her yörenin kendine göre kültürü, ekonomisi, olanakları var ama özünde hep aynı çocukluk ve gençlik dünyası. Hani derler ya " tıpkısının aynısı."

Ben, çocukluğumu ve gençliğimi, ülkemizin en doğusunda Sarıkamış' ta geçirmeme rağmen, bu kitabı okurken, kendi çocukluk yıllarım geldi gözümün önüne. Karanlık çıkana kadar sokakta oynamalar, futbol, istop, yakantop, kovboyculuk, bilye, aşık, çember çevirme. Ekmeğin arasına çay şekeri koyup katık yapmak. Bayram günleri alınan hediyeler, gece heyecandan yatamamalar. Eve geç gelince, bir ton dayak yemeler. Tarih kitabının arasında Teksas, Tommiks okumalar.

Hafiften biraz biraz büyüyünce, karşı cinsten arkadaşlarımıza karşı yüz kızarmalar, konuşanlar, dut yemiş bülbüle dönmeler. Utangaç bakışlar, kıskanmalar. Hayaller, aşklar, kolkola yürümeler, hayali buluşmalar. İstanbullu gençler gibi kız arkadaşımız olması mümkün değil. Ancak okulda, bir düğünde toplu yerlerde görürsek işte. İstanbul' un , Fatih' in şartları gibi nerde bizde o şans.Hele bir de yazar Ayhan Gültaş dostum, ufak ufak sigaraya başlama günlerinden söz ediyor. Gelincik sigarası ya da bahar sigarası. Vah gariplerim vah. Bu sigaraları biz memur olunca ancak görebildik. Gençlik yıllarındaki imkanlarımızla ancak en ucuz sigaralar olan Asker sigarası, Bitlis ya da Üçüncü sigarası. Güya gizli gizli içiyorduk ama bu sigaraları içince sabaha kadar öksürünce, yakayı ele veriyorduk.

Dedim ya kitabı okurken, Türkiye'nin geçmiş özetini de okumuş oluyorsunuz. Kitapta adı geçen isimlerin bazılarını görünce daha bir doğruluk payı kazanıyor bu söz. Fatih ' te ve civarında yazarla birlikte yaşamış o dönemin çocukları bugün ülkemizin tanınmış isimleri. Ve biz bu isimleri ülkenin en ücra köşesinde yaşasak bile, tanıyorduk, biliyorduk: Müjdat Gezen, Perihan Savaş, Salih Kırmızı gibi.

Şu tesadüfe bakın ki, çocukluğumda, gençligimde değil de, 55 yaşımdan sonra 2-3 yıl Fatih semtinde kalmam gerekti. Çocuklar, üniversitede okurken sık sık onların yanına gidiyor, bir müddet kalıyordum. İtfaiyenin yakınında bir yerdeydi kaldıkları yer. Okula yakın olsun diye burayı seçmistik. Yazarın kitapta bahsettiği camilerin, medreselerin çoğunu gördüm. Belki de toplandıkları, volta attıkları caddede bile gezmişimdir kim bilir?

İstanbul, İstanbullu olmak, İstanbul terbiyesi, zerafeti, inceliği. Biz bile özenirdik taa Sarıkamış' lardan Kars' lardan. Biz Sarıkamış' ta çayı kıtlama içeriz. Bizim kültürümüz budur. Sarıkamış'ta çocukken kahvelerde, çay ocaklarında çalışırdım. Çaylar kıtlama içildiği için çay kaşığı vermezdik. Binde bir kaşık isteyen tanıdığımız bildiğimiz gençler olurdu. İş bulmak için İstanbul' a " kaçmış" , bulamayınca bir hafta sonra dönmek zorunda kalmış ne yazık ki. Ama İstanbul görmüş ve oranın kültürünü hemen kapmış olduğunu herkese göstermek için çayı kıtlama değil, şekeri karıştırarak içerdi. İstanbul böyle özenilesi bir kültür.

Zaman değisti, İstanbul değişti. Türkiye değisti. Dünya değişti. Bunlar kaçınılmaz. Yeni güzellikler bulmamız gerekecek yaşanılası. Yeter ki kimliğinizi kaybetmeyelim, demografik yapımızı elletmeyelim. Bugünleri de arar olmayalım.