Eğitim

Öğretmen Cinayetine Fethiye’den Ortak Tepki: 'Artık Yeter!'

İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda Fatma Nur Çelik öğretmenin katledilmesi, bir öğretmen ve öğrencinin de yaralanması olayına Fethiye’den tepki gösteren eğitim emekçileri, sendikalar ve vatandaşlar ‘Artık Yeter’ diyerek okulda şiddeti protesto ettiler.

Fethiye Belediyesi Kültür Merkezi önünde bir araya gelen öğretmenler, sendika üyeleri ve vatandaşlar, “Karanlığa teslim olmayacağız, artık yeter öldürülmek istemiyoruz” pankartlarıyla Fatma Nur Çelik öğretmenin katledilmesini protesto etti. Eğitim Sen, Eğitim İş, Hürriyetçi Eğitim Sen ve TEÇ-Sen sendikalarının yanı sıra Belediye Başkan Yardımcısı Oğuz Bolelli, CHP İlçe Başkanı Mustafa Koyuncu, CHP Kadın Kolları Başkanı Yıldız Gökmen ile ADD Fethiye Şube Başkanı Filiz Topçu ve çok sayıda vatandaş eyleme destek verdi.

Eğitim İş Sendikası temsilcisi Ramazan Koç konuşmasında, “Yaklaşık bir buçuk yıl önce yine bir eğitim emekçisi İbrahim Oktugan öğretmenimizin katledilmesinin ardından burada toplanmıştık. Bugün de Fatma Nur Çelik öğretmenimizin katledilişini protesto için buradayız. Ne zaman öğretmenlerimiz öldüğünde sesimizi duyurabiliyoruz?” ifadelerini kullandı.

Eğitim İş Sendikası temsilcisi Aslı Girgin ise, “Öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucuyla karşı karşıyayız. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, eğitimcilerin haksız biçimde suçlanması onları hedef haline getiriyor. Okul güvenliği konusunda bütünlüklü, bilimsel ve kalıcı bir politika derhal hayata geçirilmelidir. Failler caydırıcı şekilde cezalandırılmalı, eğitimde şiddeti meşrulaştıran medya içerikleri denetlenmelidir” diyerek yetkililere çağrıda bulundu.

“Okullarda Şiddete Artık Yeter!”

Eğitim İş Muğla Şubesi, Eğitim Sen Muğla Şubesi, Hürriyetçi Eğitim Sen Muğla Şubesi ve TEÇ Sen Muğla Şubesi adına yapılan ortak açıklamada, “2 Mart Pazartesi günü İstanbul Çekmeköy Taşdelen Borsa İstanbul Mesleki ve Teknik Anadolu Lisesi’nde gerçekleştirilen bıçaklı saldırıda iki meslektaşımız ve bir öğrenci yaralanmış, yaralanan arkadaşlarımızdan biri tüm müdahalelere rağmen yaşamını yitirmiştir. Bugün burada yalnızca aramızdan koparılan arkadaşımız için değil, yıllardır göz ardı edilen itibarımız ve can güvenliğimiz için toplandık. Yaşamını kaybeden meslektaşımızın ailesine, yakınlarına, öğrencilerine ve tüm eğitim emekçilerine başsağlığı diliyoruz. Yaralanan öğretmen arkadaşımıza ve öğrencimize acil şifalar diliyoruz. Ancak açıkça ifade ediyoruz: Bu saldırı münferit değildir. Okullarda artan şiddet vakaları uzun süredir ciddi bir tehdit oluşturmaktadır. Yaptığımız uyarıları dikkate almayarak, kalıcı ve önleyici politikalar hayata geçirmeyen Milli Eğitim Bakanlığı bu olayın birinci derecede sorumlusudur. Somut ve kalıcı adımlar atılmadığı için şiddet ortamı giderek derinleşmiştir. Bir okulda kesici aletle saldırı gerçekleştirilebilmesi, güvenlik mekanizmalarının yetersizliğini açıkça ortaya koymaktadır. Okullarda şiddeti önleyici destek mekanizmaları ciddi biçimde gözden geçirilmelidir. Şiddetin tek bir faili yoktur. Bu cinayetin arkasındaki zihniyet; öğretmeni ötekileştiren, her fırsatta hedef gösteren, “herkes öğretmenlik yapabilir” diyerek mesleği değersizleştiren anlayıştır. Öğretmenleri çalışmamakla itham eden, emeğini küçümseyen, itibarsızlaştıran siyasi dildir. Dünyada “Başöğretmen” unvanını taşıyan tek lider olan Mustafa Kemal Atatürk’ün şu sözü bugün kulaklarımızda çınlamaktadır: “Bir toplumun uygarlık düzeyi, öğretmene verdiği değerle ölçülür.” Bugün öğretmene değer verilmeyen bir sistemin sonucu ile karşı karşıyayız. Öğretmenlik mesleğinin sistemli biçimde değersizleştirilmesi, eğitim emekçilerinin kamuoyu önünde haksız biçimde suçlanması ve sorumluluğun sürekli öğretmene yüklenmesi öğretmenleri hedef haline getirmektedir. Ayrıca pedagojik temelden yoksun, eğitimin bilimsel niteliğini gözetmeyen etkinlik ve uygulamaların yaygınlaşması okulu çocuklar ve gençler için güvenli bir öğrenme ortamı olmaktan uzaklaştırmaktadır. Okullar ideolojik yönlendirmelerin, denetimsiz faaliyetlerin ya da pedagojik karşılığı olmayan uygulamaların alanı değildir.” ifadelerinde bulunuldu.

“Eğitimde Şiddet Yasası Derhal Çıkarılmalıdır”

Ortak açıklamada “Buradan başta Millî Eğitim Bakanlığı olmak üzere tüm yetkililere çağrıda bulunuyoruz” diyerek, “Okul güvenliği konusunda bütünlüklü, bilimsel ve katılımcı bir politika derhal hayata geçirilmelidir. Okullarda şiddetin arkasındaki nedenler bilimsel olarak ortaya konulmalıdır. Eğitimde Şiddet Yasası derhal çıkarılmalıdır. Tüm eğitim kurumlarında etkin güvenlik önlemleri alınmalıdır. Eğitimcilerin, sendikaların ve alan uzmanlarının katıldığı somut bir eylem planı hazırlanmalıdır. Failler caydırıcı şekilde cezalandırılmalıdır. Şiddeti meşrulaştıran medya içerikleri denetlenmeli, toplumsal şiddetle mücadele kamusal bir politika haline getirilmelidir. Bilim dışı, çağdışı müfredat yerine; laik, demokratik, bilimsel eğitim politikaları benimsenmelidir. Barışı, birlikte yaşamı, eleştirel düşünceyi öğreten programlar hazırlanmalıdır. Rehberlik ve psikolojik danışmanlık hizmetleri güçlendirilmelidir. Her okulda yeterli sayıda uzman personel görevlendirilmelidir. Risk altındaki öğrenciler için erken müdahale ve destek programları uygulanmalıdır. Okullarda şiddeti önlemeye dönük bağlayıcı bir eylem planı hazırlanmalıdır. Eğitim emekçilerinin mesleki itibarını koruyacak, hedef gösterilmelerini engelleyecek açık ve net bir tutum alınmalıdır. Bu saldırının tüm yönleriyle aydınlatılması gerekmektedir. İhmali bulunanlar tespit edilmeli ve sorumlular hesap vermelidir. Gelecekte benzer vakaların yaşanmaması için bu acının üzeri örtülmemelidir.” ifadeleri kullanıldı.

“Okullarımızı Şiddete Teslim Etmeyeceğiz”

Ortak açıklamada, “Ortadoğu bir kez daha emperyalizmin kanlı saldırganlığının, işgalci politikalarının ve güç zorbalığının hedefi haline getirilmiştir. Katil ABD’nin, haydut İsrail’in saldırıları sivilleri, yaşam alanlarını ve çocukları hedef alırken; İran yönetiminin halktan kopuk ve baskıcı anlayışı da bu yıkımın zeminini büyütmektedir. Okulların vurulduğu, çocukların öldüğü bir yerde hiçbir gerekçe meşru değildir. Bu açık bir insanlık suçudur. Büyük Önderimiz Mustafa Kemal Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesi bugün her zamankinden daha hayati bir yol göstericidir. Vatan savunması dışında savaş politikalarının insanlığa yıkım getirdiği tarih boyunca defalarca görülmüştür. Savaşlarda kazanan silah lobileri ve güç odakları olur; kaybeden ise insanlıktır. Eğitim emekçileri olarak güvenli bir çalışma ortamı talep ediyoruz. Bu talep bir ayrıcalık değil, en temel haktır. Güvenli olmayan bir okulda sağlıklı bir eğitim süreci yürütülemez. Okullarımızı şiddete teslim etmeyeceğiz. Öğretmenlerin ve öğrencilerin güvenli, huzurlu ve sağlıklı bir eğitim ortamında bulunma hakkını savunmaya devam edeceğiz. Yitirdiğimiz meslektaşımızın anısı önünde saygıyla eğiliyor; benzer acıların bir daha yaşanmaması için mücadelemizi kararlılıkla sürdüreceğimizin bilinmesini istiyoruz. Ve buradan bir kez daha ilan ediyoruz: Öğrencilerimizin ve eğitim emekçilerinin can güvenliği sağlanıncaya kadar susmayacağız. Mücadele edeceğiz. Çünkü insanlığın ortak geleceği savaşta değil, barıştadır. Çünkü bir ülkenin geleceği, öğretmenine verdiği değerle ölçülür.” İfadelerine yer verildi.