Fethiye TV - Fethiye Haberleri
SON DAKİKA
2 Dk Okuma
09 Ekim 2026 13:42 127 Okunma Güncelleme: 09.10.2026

ENDONEZYA ve İSLAMİYET “KUL HUKUKU”

Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya’ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun d

Kendi halinde bir tüccardı. Bir gün kumaşları gemiye yükledi. Endonezya’ya gitti, oraya yerleşti. İşini orada devam ettirdi. 
Kumaşları kaliteliydi. Tam da halkın aradığı cinstendi. 
Kendisi de kanaat sahibi bir insandı. Kazancı az olsun, temiz olsun düşüncesindeydi. 
Bir gün geç geldi iş yerine. 
Eleman iyi bir kâr elde etmişti sattığı mallardan. 
Merak etti, sordu:
– Hangi kumaştan sattın?
-Şu kumaştan efendim.
-Metresini kaça verdin?
-On akçeye.
-Nasıl olur?” diye hayret etti,
-Beş akçelik kumaşı on akçeye nasıl satarsın? Bize hakkı geçmiş adamcağızın. 
Görsen tanır mısın onu?
Eleman gitti, müşteriyi buldu, getirdi. Dükkan sahibi müşteriyi karşısında görür görmez, helâllik istedi ve fazla parayı müşteriye uzattı. 
Müşteri şaşırmıştı. 
Böyle bir durumla ilk defa karşılaşıyordu.
-Ne demekti hakkını helâl et?
Olay kısa sürede dilden dile dolaştı. Çok geçmeden kralın kulağına kadar vardı. Sonunda kral kumaş tüccarını saraya çağırdı. Kral sordu:
-Sizin yaptığınız bu davranışı daha önce biz ne duyduk, ne de gördük. Bunun aslı nedir?
-Ben, dedi tüccar, bir Müslüman’ım. İslâm dini böyle emreder. Müşterinin bana hakkı geçmişti. 
Dolayısıyla kazancıma haram girmişti. 
Ben sadece bir yanlışı düzelttim.
Kral,
-İslâm nedir, Müslümanlık nedir? gibi peş peşe sorular sordu. 
Birer birer sorularını cevapladı. 
Kral ilk defa duyuyordu böyle bir dinin varlığını. 
Fazla zaman geçirmeden İslâm’ı kabul etti.
Daha sonra kısa süre içinde de halk Müslüman oldu.
250 milyonluk nüfusa sahip  olan bu günkü Endonezya’nın Müslümanlığı kabul etmesindeki SIR SADECE BEŞ AKÇELİK KUMAŞTI. 
Yapılan tek şey vardı sadece: İnandığı gibi yaşamak, sahip olduğu güzellikleri çevresiyle paylaşmaktı. Efendimizin müjdesi herkese açık:
“Doğru ve güvenilir tüccar, kıyamet gününde peygamberler, sıddıklar (doğrular) ve şehitlerle beraberdir.” Yani, asıl etkili olan söz dili değil, hal diliydi. 
            ••••••••••••
Konuşmaktan çok yaşamaktı. Anlatmaktan ziyade davranış dilinin devreye girmesiydi.
İslama uygun örnek bir hayat yaşamak, İslamı “Kal diliyle değil, Hal diliyle” bizzat üzerinde uygulayarak anlatmak...

... إِلَى عِيسَى عَلَيْهِ السَّلَامُ يَا عِيسَى عِظْ نَفْسَكَ فَإِنِ اتَّعَظْتَ فَعِظِ النَّاسَ وَإِلَّا فَاسْتَحْيِ مِنِّي
(Ahmet b. Hanbel; Sünen- Zühd)
Allah (cc) İsa Aleyhisselama hitaben;
Ey İsa! Önce kendine vaaz et, öğüt ver, öğütleri kendi nefsine tutturabilirsen, başkalarına da anlat, kendi nefsine tutturamazsan benden utan, (sus ve yerine otur)... buyurdu.
Bu işin özü budur vesselam.
Hepiniz Allah’a emanet olun 
Allah’ın selamı üzerinize olsun.
Halil Arık
Emekli il Müftüsü