Av. Ahmet Beserek
IRKÇILIK –TÜRKÇÜLÜK VE DEVLET BAHÇELİ
1976 da , Hocamız Prof. Dr. Orhan Acıpayamlı, dersinde dedi ki: “Irk, hayvansal bir bağdır.” Bizim sınıftaki arkadaşlar , Ülkücü “Türkçü” olduğu için , bu söze çok bozuldular. “Ama hocam böyle olur mu? dediler. Hoca da, “ biyolojik olarak, evet tam da budur” dedi. Şimdi ben bakıyorum da, aynı anne ve babadan olan kardeşler, miras konusunda, birbirlerine ne kadar düşmanlık içine giriyorlar; bir kardeşin, öz kardeşine yapmadığı haksızlık kalmıyor. Demek ki, aynı ırktan değil, aynı anne ve babadan olmak bile, hakkı ve adaleti ve nezaketi sağlamıyor. Bunu sosyal hayatta, hukuk davalarının içinde eksiksiz olarak görüyoruz ve yaşıyoruz. .
Irkçılığın ve Türkçülüğün kaynağına baktığımızda, Danimarkalı dil bilimci Vilhelm Thomsen 1893 tarihinde , Rus Türkolog Vilhelm Radlof’ un yardımıyla Orhun Kitabelerini çözmüş. Bu Danimarkalı, oraya kadar nasıl gitti, yol masraflarını kim karşıladı; amacı neydi, kim finanse etti yönlerini hiç düşünmedik. Çünkü bize düşünmemeyi ve sorgulamamayı öğretiler. “Türklerden sana ne Danimarkalı !” demedik. Bu, sadece ilim aşkı olabilir miydi ? Rus Türkolog Vilhelm Radlof da, Proben adlı Osmanlı Türkçesi ve Rusça Lügati ile neyi gerçekleştirmişti ? Vilhelm Radlof da, yaklaşık 30 senesini Asya Türkleri arasında yaşamıştı. Bugünkü Sovyet-Rus İmparatorluğunu manevi kurucusudur. Çünkü Asya’daki Türk Boylarını, sınıf sınıf ayırmış ; her bir aşireti veya boyu, şivelerine kadar ayrı bir şeklide tanımlamıştı.
Osmanlı Toplumunda, ilk Türkçülerden biri de Mustafa Celaleddin Paşa, aslen Polonyalı olup , Osmanlıya sığınmış ve Müslüman olmuş. “Türkçülüğün Esasları” nı yazan ve İttihat ve Terakki Partisinin ideoloğu olan Ziya Gökalp’ in de bir “Kürt” olduğunu biliyoruz.
İlk Türkçüler’ den Lehçe-i Osmani ( ilk Türkçe lügat çalışması ) ve Müntehabat-ı Durub-ı Emsal ( Türk Atasözlerinin ilk derlemesi ) Yazarı , Devlet adamı olan Ahmet Vefik Paşa , Paris’ te elçilik yapmış; sonra da Sultan 11. Abdulhamit zamanında Sadrazam olmuş.
Amerika Birleşik Devletinin ileri gelenleri, 1890’ larda, karanlıkta kalan Osman Devletini aydınlatmak için , İstanbul’a gelmişler. Burada bir okul kuracaklar. Okulun içinde tabii ki, kilise de olacak. İstanbul’ un Fethi’nin nereden başladığını araştırmışlar ve tespit etmişler. Fatih Sultan Mehmet , bu fethin ilk hamlesi olarak Rumeli Hisarını yaptırmasıyla Fethe başlamış ve Anadolu Hisarı ile Rumeli Hisarı arasının arasındaki deniz ulaşım yolunu zincirle kesmiş . Yani İstanbul ‘un fethi , Rumeli Hisarının yapımıyla başlamış. İşte ABD, Osmanlıyı, işgal etmek – pardon yanlış oldu- aydınlatmak için buraya bir okul kuracaklar. Fakat okulun yerini satın almaları gerekiyor. Bu yer de Ahmet Vefik Paşa’nın üzerine tapulu. Ahmet Vefik Paşa’dan , yeri satmasını istiyorlar. Fatih’in emirnamesi var: Ecnebiye – Gayri Müslime yer satma yasak. Ahmet Vefik Paşa , Fransa’da sefir iken, bakkala, kasaba berbere, terziye borçlanmış ve oradan borçlarını ödemeden dönmüş; ama Sadrıazam; yani başbakan. Fransızlar, alacaklarını istiyor; Amerikalılar , bu yeri bize sat diyor. Tam satacakken, Sultan 11. Abdulhamit, bunu duyuyor ve borçlarını ödemesi için para gönderiyor; bizim ki parayı alıyor ve yiyor; borçlarını ödemiyor. Tekrardan satmaya yanaşıyor; Padişah, tekrar para gönderiyor; ama borçlarını ödemiyor. Fransızlar, alacakları için sıkıştırıyor. Üçüncüsünde, Ahmet Vefik Paşa, bugünkü Boğaziçi Üniversitesi ve Robert Kolejinin topraklarını satıyor. Ahmet Vefik Paşa öldüğünde, cenazesinin Üsküdar tarafına gömülmesini vasiyet ediyor; fakat Padişahın, irade-i seniyesi mucibince, Rumeli Hisarı yakınlarına gömdürüyor. Padişah şöyle düşünmüş: “Kıyamete kadar, bunu ruh-u habisi “Çan” sesi dinlesin diye.
Amerikan Robert Koleji , Türk bürokrasisini yetiştirmiş ve yeteri kadar yöneticiler de çıkarmıştır. Başbakan Bülent Ecevit bile onların eseridir.
Dünyaya Türk Halk Edebiyatını tanıtan Ignas Kunoş’tur. Anadolu’ yu bir derviş kılığında adım adım dolaşmış ve Türk Halk Edebiyatı türlerini sistematik bir şekilde toplamış ve tanıtmıştır. Bu araştırmacı da, Macar Türkolog’ u Vambrey’in talebesidir. Vambrey de İngiliz casusudur.
Türkiye’ de aslen Türk olmayanların kurduğu, geliştirdiği bir Türkçülük hareketi vardır. “Türkiye Türklerindir” lejandını her gün okuyucunun gözüne sokan gazetenin de Türklere ait olmadığını biliyoruz. “Yine ne mutlu Türküm diyene” sözü , “Bir Türk dünyaya bedeldir” , “Türk Öğün Çalış Güven” sloganları ; Okullarda , her sabah söyletilen “ Andımız” nutkunu, bir Türk’ ün yazmadığını biliyoruz. Osmanlı’da ve Türkiye’ de, Türkçülük hareketi ve savunucuları, Kürtçülük hareketini bir tepki olarak başlatmak kurgulanmıştır. Hem Türkçülerin içinde, hem de Kürtçülerin içinde Türk olmayan ve Kürt olmayan yeteri kadar liderleri vardır. ABD ve Avrupa devletleri yeteri kadar, her iki hareketin içinde rol almışlar ve silah dahil her türlü desteği vermişledir.
Osmanlı coğrafyasında bulunan petrol ve gaz yatakları ve nadir toprak elementleri, emperyalist batılı sömürgeci devletler ve Rusya için, bu coğrafyada, ırkçılığın gelişmesini ve boy göstermesini ve İslam Ümmetinin ayrı ayrı bölünmesi için her şeyi yapmışlardır. Türk olmayanların, “Türkçülük” yapmasındaki garabeti anlamayan cahil kişiler de, bu Türkçülük ve Kürtçülük hareketlerine katılmışlardır.
Bu ırkçılık ve ırkıyla övünmek , cahil kişiye bir mutluluk tatmini sağlıyor. Ferdi yönden ve psikolojik hayatta hiç bir şey başaramayanlara, kendilerini toplumda ispatlamaları ve göstermeleri için altın fırsatlar sunuyor. Bir rozetle, bir bayrakla, bir sloganla, bir amblemle diğerlerine karşı üstün oluyorsunuz. Buna en çok, hayatta hiçbir iş başaramamış gençlerin ihtiyacı vardır. Bu yolda kullanılanlar da gençlerdir. “Türk” veya “Kürt” olduğun için övünmek, gururlanmak; kendini başkalarından üstün görmek, hiçbir şey yapamayanların kurtuluş sandalı haline gelmiştir. Bu kişilerin, “Ben Türküm” veya “Ben Kürdüm” diyerek hangi eksik yönlerini kapattığına bakmak gerekir.
Terörsüz Türkiye , Terörsüz Bölge sürecinde , ırkçılık üzerine kurulmuş ve varlığını Türkçülük üzerine devam ettirmiş bir partinin lideri Devlet Bahçeli’ nin almış olduğu risk ve fonksiyon tarihte farklı bir reform olarak kayda geçecektir. Biz, bunu şimdi içinde olduğumuzdan tam etrafıyla göremiyoruz. Bir şeyi tam görmek ve anlamak için , o şeye biraz uzaktan ve yukarıdan bakmak gerekir. Ancak, Sayın Devlet Bahçeli’nin bu hamlesi ve hareketi, bu coğrafyadaki ırkçılığı ve kabileler, eyaletler, sömürge ülkeler arasındaki savaşı sona erdirecek seviyededir. MHP yerine, bir başka partide ve başka bir siyasi lider bunu yapsaydı, bu kadar etkili ve derin olamazdı. Bugün Sayın Dr. Devlet Bahçeli’nin muhataplarının içinde, yeteri kadar MOSSAD ve CIA’ ya bağlı kişiler olduğu gibi; toplum için onun aleyhine fikir üretip konuşanlar ve muhalefet yapanların içinde de, yeteri kadar da, bu servislere ücreti karşılığı maşalık yapan veya onların aldatmalarına alet olan fikirsizler mevcuttur.
Önümüzde iki yol var: Ya ırkçılığı şaha kaldırıp, bütün aşiretlerin ve parçalanmış sömürge ülkelerinin savaşacakları bir kaos ortamı sağlanacak ve böylece parça parça bölünecekler ve Avrupa ve ABD tarafından lokma lokma yutulacaklar ; ya da ırkçılığı terk edip; İslam Ümmeti olarak kardeş olduklarını hatırlayıp , aradaki gümrük duvarlarını kaldırarak , Tüm Emperyalistlere ve İsrail’e karşı askeri ittifaklar kurarak, Birleşik İslam Devletleri olarak, huzurun, refahın , kalkınmanın ve beşeri saadetin ülkesi olacaklardır. Başka da çıkış yolu yoktur. Av. Ahmet Beserek. 1910.2026