Fethiye TV - Fethiye Haberleri
SON DAKİKA
4 Dk Okuma
02 Ekim 2026 13:18 66 Okunma Güncelleme: 02.10.2026

BOŞANMA DAVALARI NASIL HIZLI ÇÖZÜLÜR?

Bizdeki yargının en büyük problemlerinden birisi adaletin gecikmesi veya yanlış olmasıdır. Şöyle düşünün, bir çift , bir dakikada veya beş dakikada evleniyor, süre bakımından, evlenmekte bir engel yok; hatta “yıldırım nikahı” diye bir tabirimiz de va

      Bizdeki yargının en büyük problemlerinden birisi  adaletin gecikmesi veya  yanlış olmasıdır. Şöyle düşünün,  bir çift , bir dakikada veya beş dakikada evleniyor, süre bakımından,  evlenmekte  bir engel yok;  hatta “yıldırım nikahı”  diye bir tabirimiz  de var. Ama boşanma  10-15- 20 yıl sürüyor.  Sizce bunda bir terslik yok mu ?  25 yaşındaki  bir çift boşanma davası  açtıktan  15 yıl sonra boşanma kesinleştiğinde; veya 40 yaşında dava açtığında ve 55 yaşında  boşanma kesinleştiğinde.  bu kişiler  neden bu kadar  bekar yaşasın ; bu yaştan sonra  nasıl bir yeni aile düzeni  kurabilirler. ?  Bir dertten,  başka  dertler üretmek , bu çağdaş sistemin bir hastalığıdır. 
    Bir çift evlendikten sonra , çiftlerden biri,  bu evliliği devam ettirmemeye karar verdiğinde, bunu  yasal olarak zorla sürdürmek  imkanı  var mıdır?  Yoktur.  Siz  hakim  olarak,  yargı olarak ne  kadar  “boşanmanın reddi”ne  deseniz de; artık evli  çiftleri bir arada yaşatma kabiliyetiniz  yoktur.  Peki olması gereken nedir?  Boşanma davası açıldığında,  ilk celsede hakim boşanmaya karar vermek zorunda bırakılmalıdır ve bu karar kesin olmalıdır.  Boşanmaya  bağlı tazminat , nafaka  alacak , velayet davaları , boşanma kesinleştikten sonra  görülmelidir. Artık, hakim, boşanma dışı karşılıklı  talepler için   dosyada birikecek ve toplanacak delillere  göre, çocuğun velayeti ve nafaka ve  maddi ve manevi tazminat konularında  karar vermelidir. Çünkü, siz her ne kadar yargı olarak, boşanmayı kabul etmeseniz de,  ayrı yaşamak ve boşanmak isteyen çiftleri zorla yatağa sokamazsınız veya aynı çatı altında yaşatmaya, hem gücünüz  yoktur, hem de hakkınız yoktur. Şahsa sıkı surette  bağlı  haklara,  hakim müdahale  etmemelidir ve edememelidir.   Madem, hakimin hakkı  yoktur;  bu konuda neden yasal olarak diretilsin ki ? 
    Geçmişte bir boşanma davam vardı. Ben,  kocanın  avukatıydım;  karşı avukat da , karının avukatı idi. Biz ,  delil  olarak,  müvekkilim  askerde iken ,  eşinin  bir parkta bir başka  erkekle çekilmiş  samimi    resmine dayanıyorduk.  Başka bir delil ileri  sürmedik.  Karşı  davalı kadın da , davacı idi ve  eşinin  kendisine  pek fena muamelesine  dayanıyordu.  Dava dört yıl  sürdü. Boşanma  sebebimiz  delilimiz  fotoğrafa,  karşı tarafın itirazı üzerine  adli  tıbba gitti geldi. Fotoğraf gerçek idi; tanıklar da dinlendi. Ve hakim,  her iki tarafın boşanma davasının reddine karar verdi. Karardan  sonra,  hakime gittim,  dedim ki : “Hakim  Bey ,  kadın da boşanmak  istiyor,  koca da boşanmak istiyor. Neden davanın  reddine karar verdiniz?”  Hakim dedi ki, “ ben bu fotoğrafı, yani bir eşin bir başkası ile parkta samimi poz vermesini geçerli bir boşanma sebebi olarak görmedim , zaten ben evli de, değilim”  dedi. İşte sosyolojiden ve şahsi  psikolojiden habersiz bir hakim  ile karşı  karşıyaydık. Neyse bu hakim üstün başarılarından  dolayı Yargıtay üyesi oldu. Bu hakime göre, bir kimsenin eşinin  , bir başka  erkekle , parkta  dolaşması ,  hiç de boşanma  sebebi değildi. Ama bu toplumda  herkes  için geçerli olabilir mi?  
   Boşanma davalarının  en büyük problemleri,  boşanma davasının yıllarca uzun  sürmesidir.  Yine bir başka davada hakim, boşanma  davası açıldıktan beş yıl sonra,  yetkisizlik kararı verdi.  Olaya bakın,  beş yıl boyunca davaya bakıyor; sonra anlıyor ki, mahkemesi yetkisiz. Ve yetili mahkeme,  Konya mahkemeleri diyor. Şimdi bu şekilde bütün bu problemleri  adalet bakanlığı bilmiyor mu, Yargıtay  bilmiyor mu, HSK bilmiyor mu ?  Eğer bilmiyorlarsa,  yandı bu  ülke;  biliyorlar da  tedbir almıyorlarsa , acaba  bozuk sistemi kendilerine gelir mi  tayin  etmişler mi diye bakmak lazımdır.  Türkiye’ de çözülemeyecek problem, çaresiz hastalık yoktur.  Sadece bunu,  yetkililer ve görevliler istiyor mu,  istemiyor mu diye, olaylara   bakmak  daha doğrusudur. Bilmemenin çaresi vardır, ama istememenin çaresi yoktur.  
       Öncelikle evli olmayan bekar bir hakimin aile mahkemesinde, davalara bakmaması gerekir.  Sonra boşanmış ve erkek düşmanı  olmuş bir bayan hakim veya  eşinden boşanmış kadın  düşmanı  olmuş bir erkek hakimin de bu davalara  bakmamalıdır.  Yoksa, “adalet” sadece  duvarlarda asılı kalır ; hayatın içine giremez. Sonra, evli ve evliliğini  sürdüren bir hakim  tarafından  bu davalara bakılmalıdır. Mümkünse yaşı 40 ı  geçmiş  bir hakim tarafından bakılmalıdır. 
     Hem kadın ve erkek eşittir diyeceksiniz;  hem Anayasal   olarak kadına  üstün ayrıcalık  tanıyacaksınız; sonra da, kocayı , kadın lehine  ömür  boyu  nafakaya yükü  altında tutacaksınız.  Ömür boyu  nafaka  hala niye kaldırılmıyor ?   Bunu  anlamak mümkün değildir. 
      Eğer,  bu sistemin bu hastalığından ve insanların mağduriyeti üzerinden birileri para kazanıyorsa, sistemi yürütenler de, buna ses çıkaramıyorsa; hiçbir şekilde düzeltme yapamazsınız. Yasamayı oluşturan meclis veya yasamayı yönlendiren hükümet ve iktidar  partileri, bu konuda bir adım  atmıyorsa  ve muhalefet dediğimiz siyasi partilerin de bu problemleri  çözme  kabiliyeti yoksa;  yani  vatandaşın  derdini,  “dert” etmiyorsa;  yapılacak bir şey yoktur, sloganlarla  yola devam ve vatandaşı istismar etmeye devam edersiniz. 
     Günümüzde projesi olmayan, ülke meselelerinden haberdar olmayan, neyi nasıl çözeceğini bilmeyen siyasi partilerin ideolojik sloganlara ihtiyacı buradan ileri  geliyor. Mustafa Kemal’e bir bayrak gibi  sarılmanın altında, siyasi partilerin  fikri acziyeti  vardır.