Av. Ahmet Beserek
RUSYA SEÇİMLERİ ÜZERİNDEN DEMOKRASİYE BAKIŞ
Şimdi , Rusya’da yeni bir seçim oldu. Seçime katılma oranı yüzde 59 olmuş. Yani 100 kişiden 41 kişi seçime katılmamış. Seçime katılan partilerden hiç biri, ülke genelimde seçmenin yüzde 41 i kadar oy almamış. Seçime katılanların içinde , Putin’in Birleşik Rusya Partisi , katılanların oyunun yüzde 57 sini almış. Komünist Partisi katılanların yüzde13 ünü almış; Liberal Demokrat Parti yüzde 9 nu almış; diğer partiler de yüzde 7 ve yüzde 5 almış.
Demokrasinin özelliği, iktidarın bir kral veya soylu elinde ömür boyu sürmemesi, arada bir seçim olması ve muhalefetin olmasıdır. Bir kişi, hiçbir siyasi partiyi beğenmiyorsa ve oy da kullanmak istemiyorsa, bu kişiye zorla oy kullandırmanın da , demokrasi olup olmadığını ayıca değerlendirmek gerekir. Vatandaş, illa bir siyasi partiyi beğenmek zorunda olmalı mı ? İlla oy kullanmak zorunda olmalı mısınız? Mesela fikir olarak, mevcut siyasi partilerden çok başka fikirlerde olacağınız gibi, fikirsiz de olabilirsiniz. Mesela , bir alkolik , bir uyuşturucu bağımlısı için , siyasi partilerin, ülkenin , yönetimin bir değeri de olmayabilir.
Eğer bir ülkeyi bir sultan veya soylu yönetseydi; halkta onun destekçisi yüzde kaç olabilirdi? Hiçbir destekçisi olmazlı fikri, hayatın olağan akışına aykırıdır. İktidarın nimetlerinden faydalananların oranı , belirli bir yüzdeyi bulacaktır. Böyle bir kesimin, yöneticiye minnet borcu da olacaktır.
Hem ABD de, eski yıllarda yüzde 58- 59 iken , son seçimlerde yükselerek yüzde 66 ya çıkmış , en son Rusya’ da katılım oranı yüzde 15 oranında artarak yükselmiş ; demek ki , nerede olursa olsun, “insan” yine aynı insan. Seçimlere çok parti katıldığında ve katılım oranı yüzde 60 seviyelerinde olduğunda, bir ülkede yüzde 30 oy alan bir partinin , birinci parti olması ve parlamentoda ezici çoğunluk sağlaması gibi bir gerçekle karşı karşıyayız. Şimdi Rusya’da, Putin’nin partisi hem birinci parti olmuş, hem de ezici çoğunluğa sahip olmuş. Putin’in partisine oy vermeyen yüzde 67 var demenin bir anlamı var mıdır ? Zaten yüzde altmış seçmen bölünmüş, parçalanmış ve bir kısmının reyi bile yoktur.
Türkiye açısından bakarsak; seçime katılma oranı yüksek ; ama son seçimde düştüğü için, muhalefet partileri belediyeleri aldı. İktidar için yüzde 51 şartı, isabetli gibi görünüyor. Çünkü, hiç olmazsa , seçime katılanların yüzde 51’ ini alması da demokrasi açısından iyi bir şeydir. Şimdi iktidar partileri ya seçime katılma oranını arttırmalı ya da, siyasi partilerden biri, bu ülkede yüzde 30 la parlamentoda iktidar olma şansını yakalamalıdır.
Hem ülke yönetimine karışmayacaksan, bana ne diyeceksen,iktidardan şikayet etmeyeceksin. Mevcutları beğenmiyorsan; ya bir parti kuracak veya bir parti içinde yer alacaksın. Şöyle düşünelim: Seçime katılma oranı yüzde 40 olsun; bu yüzde 40 ın yüzde 51 ni alırsan ; bu neye tekabül eder? Ülke genelinde yüzde 22 oy alarak iktidar olabilirsiniz. Artık bu yüzde 22 lik siyasi parti iktidarının, meşruiyeti var mıdır, yok mudur diye hesap yapmak gerekir mi ? Ülkede siyasi partileri beğenmeyen veya oy vermeyenler, aslında bir yönüyle ülke yönetimini, küçük bir azınlığa bırakıyor demektir. Böyle bir durumda, krallığa karşı olmanın ne anlamı kalır? Zaten krallar da , bir ülkede en azından yüzde 25 oy desteğine sahip olabilirler.
Demek ki demokrasi, her zaman seçim yapılması ve çoğunluğun iradesi demek değilmiş. Öyleyse demokrasi nedir; bunu bir tartışmaya açmamız gerekiyor. Daha önemlisi, insan haklarını korumak, yargıda ve yönetimde adalet ve kanun önünde eşitlik ve refahın ülke nüfusuna en fazla şekilde yayılması, iş edinmede ve işe girmede fırsat eşitliği ; haksız kazanç yollarının kapatılması, kötülerin cezalandırılması ve iyilerin mükafatlandırılması, “demokrasi” den daha önemli bir yerde duruyor. Hırsızlığı ve yolsuzluğu, rüşvet ve irtikabı savunmanın , demokrasi ile, insan hakları ile, siyaset ile hiçbir alakası yoktur.