Coşkun Karabulut
HESAP KİTAP iŞLERİ
Başta söyleyeyim konu karışmadan. Yürek, hesap kitap bilmez. Hesap kitap akıl işidir. Düşüncede olsun, davranışta olsun bize ilk gelen komut yürektendir. Birdenbire vahiy gibi gelir.Eğer yürekten gelen bu komuta hemen uymazsak, artık akıl ölçer, biçer, hesap kitap derken, şartların yerine getirilmesi koşuluyla olur verir .
Derler ki, ilk gelen komut rahmanidir, sonradan gelen şeytanidir. Oldukça iddialı ve aklı dışlayan bir düşünce olsa da, buna inanan çoktur. Genel olarak yaşamda kendim de çok şahit olmuşumdur ve inancım da bu yöndedir. Ayrıca da, her zaman ifade ettiğim gibi; ikili ilişkilerde, dostluk ilişkilerinde hesap kitap işlerini hiç sevmem . Böyle bir ilişkiyi insan karakterine yakıştırmam, utanç verici, aşağıların aşağısı bir ilişki olarak görürüm. İlişki kuracaksan adam gibi kuracaksın, yoksa yerinde oturacaksın.
Hesap kitap işi derken, aklıma gelen en güzel örnek, futbol takımı tutma örneğidir. Çok eleştiren de olur. Araştırmadan, içimizden geldiği için bir partiyi, derneği, kurumu vs . desteklediğimiz zaman " futbol takımı tutar gibi" derler ve küçümserler. Yense de , çoğu kez yenilse de, kızarsın edersin, sinirden birkaç gün yatamazsın ama , takımını tutmaktan vazgeçmek aklına bile gelmez. Araştırıp çok güçlü ve hep galip gelen, sampiyonluğu bol bol kazanan bir takımı tutmak aklına gelmez, gururuna da yediremezsin zaten içine de sinmez. Seni bu takımı tutmaya yönelten yüreğindir. Aklını kullanarak takım tutsaydın, istatistiklere bakar, araştırır en güçlüsünü seçerdin. Ve işine gelmediği zaman da değistirirdin.
Ama burada çok önemli bir nokta var. Yürekten takım tutulduğunda bir çıkar yoktur. Her durumda bu takım tutulmuştur. Yense de, yenilse de, şampiyon olsa da nadiren olsa da ya da hiç olamazsa da. Ama istatistiksel araştırmalara dayanarak en güçlüsünü seçmek ve yenildiği zaman bırakmakta büyük bir çıkar durumu vardır, vefasızlık vardır. Dostluk yoktur . Bu yüzden yürekten hesapsız kitapsız sevmek daha kıymetlidir ve daha şıktır.
Bir de çok merak ettiğim birşey var. Hani yaradanımız emrediyor ya " Ey kulum ! Namaz kıl!" hiç düşünmeden, sorgulamadan, faydasını zararını sorgulamadan, hikmetini sorgulamadan , sırf emredildiği için inananlar namazlarını kılarlar. Ve sonradan yapılan araştırmalarda bu ibadetlerin beden sağlığı üzerinde sonsuz faydaları vardır. Namaz kılarken bir yandan Allah'ın emrini yerine getirirken, bir yandan da bedensel sağlıgımızı tedavi etmiş oluyoruz. Merak ettiğim de şu: Allah'ın emri olan namazı kılarken, ya sağlığımız zarar görseydi de, her namazdan sonra ömrümüzün azar azar kısaldığı söz konusu olsaydı, inananlar nasıl davranırdı? Çıkarlarına ters düşse bile, Allah'ın emri gereği namaza devam mı ederlerdi, yoksa bu dünyada daha fazla kalmayı tercih edip namaz kılmaktan vaz mı geçerlerdi? Böyle bir durum yok elbette. Sadece fikir yürütüyorum . Gerçek inananlar için bir mihenk taşıdır bu ve asıl makbul olan, şık olan da dünyevi bir çıkar beklemeden inancının gereğini yapmaktır .
Akıl ve yürek işlerine burada girecek değilim elbette . Haddim de değil . İkisinin de, ayrı ayrı görevleri var, nerede ve ne zaman müdahil olacaklarına karar verenler bilir . Bir edebiyatçı olarak, biraz da şair olarak, aklın verilerinin ifadesini yürekte bulduğuna inanan birisi olarak, yürekten gelen her komuta eyvallah diyorum. Zira yürek ne yaparsa aşk ile yapar, hesapsız kitapsız!