ALİ TALAŞ - BAYLAN

Soğuk olur ölü yüzü oysaki Ölüdeniz, üç dört saat ılıcak yüzdürür sizi, yüzünde. İkimiz de severiz Ölüdeniz'i, teyzemin oğlu dalgıçtır üstelik deniz bilgisi, deniz sevgisi benden ileri.
–Nerelerde dalgıçlık yaptın teyz'oğlu?
–Mersin, Antalya, Marmaris, Bodrum.
–Deniz dibini anlatır mısın bana?
–Ne desem, nasıl başlasam?.. Deniz dibi güzel bir kadına benzer, yaşam boyu görebileceğin en güzel kadın. Aşık olur da kağıt kalem ararsın aşkını yazmaya. Oturur bir sigara yakar; izlemeye doyamaz, ayrılamaz, bırakıp çıkamazsın yukarı.
–Ne diye çıkıp geldin öyleyse?
–Dedim ya, vurulursun, vurgun yersin. Denizde vurgun yiyen iflah olmaz... Bir de yünlüler giymene karşın üşürsün.
–Her güzelin bir kusuru oluyor demek ki. Yün kazakla bile üşünen denizde üç dört saat yüzebilmenin değerini daha iyi anlıyorum şimdi.
–Deniz ilaçtır, ilaçların en iyisi. Öyle bir ilaç ki yan etkisi bile yok. Fizik tedaviye giden bel fıtığı hastalarına yüzme önerir doktorlar. "Boyunu aşmayan deniz suyunda sırt üstü yüz, yürüyemiyor üstelik yüzme bilmiyorsan bile suya gir, kımılda yeter," derler.
Teyz'oğlumu severim, anlattıkları çok değerlidir benim için. Yine de sözünü balla keseyim şimdilik.
–Ne denli gurur duysak azdır ilçemizle, Fethiye'mizle. Antik dönemde Işık Yurdu insanları, Likyalılar, burada yaşadılar ve Telmessos dediler adına. Tarihteki ilk demokrasi örneği LİKYA BİRLİĞİ'ni de bu yörede kurdular, milattan önce 167'de. Tepelerde kurulu kentlerini, demokratik bir yasa çerçevesinde, oylama esaslı seçimle yönetirlerdi. Çoğulcu içerikte ve hakça bir yönetim biçimiydi yaşadıkları. Tarihteki ilk halk yönetimi. Birlik meclisinde oy kullanma hakkına sahip 23 kentin en büyükleri: Patara, Tlos, Pınara, Myra Ksanthos, Olympos, Telmessos...
–Çok derine daldın teyz'oğlum...
–Öyle diyorsun da derinleri gereğince düşünenler güçlenip ileri gidiyor. Buna ne dersin? Amerika Birleşik Devletleri 1787 yılında, kendi anayasalarını yazmadan önce gelip incelemiş ve örnek almışlardır Likya Birliği'ni... Daha dün sayılır, yirminci yüzyılın sonlarında kurulan Avrupa Birliği de inceledi ve “en mükemmel birlik örneği" olarak değerlendirdi bu birliği....
Biz demokrasinin doğduğu yerlerde yaşıyoruz. Elbette atamız değildir Likyalılar ancak bağımsızlıkları ve özgürlükleri için; Romalıların yaktığı Telmessos'ta, topluca yanarak ölen bu kahraman insanların ayak izlerine basıyor ve onları doyuran verimli toprakları ekip dikiyoruz...
Elbette övünecek, gurur duyacağız elbet: Günümüzde bile bir türlü rayına oturamayan demokrasimiz can derdindeyken daha çok araştıracağız ve daha çok gurur duyacağız antik yurttaşlarımızla, Likyalılarla...
–Yine derinlerdesin teyz'oğlu, aklını koru.
–Tasalanmaa! Bilirsin; çok severim seni ancak düşünmeden de edemem ki: Daha sonra, Babadağ'ın kuzey böğründe sevimli bir kuş yuvası gibi örülü Telmessos, Romalı saldırganlar eliyle hunharca yakıldıktan sonra; külleri üzerine kurulan Makri'nin, uzak diyar anlamına gelen adı da -Meğri olarak- daha düne dek geldi babaannemin dilinde. 1934'de ise Şehit pilot Feti Bey anısına bir kez daha değişti, Fethiye oldu güzeller güzeli ilçemiz...
Son Likyalının Likya Yolu'nu ezerek Kirme, Ovacık, Hisarönü, Kaya üzerinden Telmessos Limanı'na inişinden yüzyıllarca sonraydı... Kıdrak ve Ölüdeniz, dünya ölçeğinde ünlü olmadan; dağ taş otel villa
dolup, gün yüzü görmemiş Avrupalılar, doksan altmış doksanlar, kumsallara sıkış tıkış dolmadan on yıllarca önceydi. Uzuun on yıllar önce... Ölüdeniz öleceğini biliyor muydu acaba? Kendisine Ölüdeniz denmiş miydi acaba o yıllarda?..
Yörüklerin denizle işleri olmazdı. Dağda kıl çadırda; deve katır, yayla sahil göçlerde; keçi koyun sürü ardında; bazlama, süt yoğurt, ayran çökelik; ağaç tomruk, tahta mertek derdinde olur giderdi yaşamları... Yerleşik yaşayan kıyı evlerinin balıkçılık eden insanları olsa gerek, isim ana babalığı edip Ölüdeniz demişler Ölüdeniz'e... Orada fırtınaya tutulup, sürüklenerek lagüne girip kurtulan bir gemiden söz eder balıkçılar. Kaptanın yakışıklı oğlu ile güzeller güzeli çoban kızımız Belcekız'ın aşkları da aynı azgın fırtınada, kuduruk dalgalarda can vermiştir. O efsane aşkın anısı için lagüne Ölüdeniz, Kumburnu'ndan kayalıklara dek kilometrelerce uzalı kumsala ise Belcekız Kumsalı dendiğini söyleyenler de vardır...
1984 yılının bir yaz akşamı, kordonda; sıra sıra dizili ışıl ışıl ağaç masalardan birinde, yüzler denize dönük oturmuşuz teyz'oğlumla... Güneş, yorgun günün son ışınlarını topladığı gurubuyla süzülerek yarımadanın ardına indi. Son kızıllığın kızılçamların slüeti ardındaki geçici fonu, Rafet'in alçak sesle açtığı pamuk ezginin tonuyla aynı ekmek teknesinde canciğer yoğruluyordu...
Küçücük bir göldü körfez. Sekiz bir yanını fırdolayı dolanan Batı Toroslar'ın, alçalıp yükselen ufuk çizgisini gördü körfez. Çal Dağı, Babadağ, Mendos; yukarı yukarı, "kim daha yükseğe çıkacak," diye yarışıyorlardı. Akdağ alçak gönüllü, Akdağ mağrur; gelen karanlığın inadına uzuun uzun ağarıyordu. Ne apappağalığıyla övünüyor ne de bulutlara yakınlığıyla böbürleniyordu...
Fethiye'miz hepiciğinin dost bakışları önünde, orta yerde, kar rengi gelinliğini giymiş süzüm süzüm süzülüyor, yayla havalarını dinleyip yörüklerin keklik gibi sekişlerini izliyordu.
Şövalye, yarımadanın bir uzantısı gibi iniyor, niyazlıyordu Şat Burnu'nu. Koyu mavi sular, katran gibi karanlığa dalmaya hazırlanırken ben sesli düşünüyordum: Canım Ölüdeniz'im, ölmenin zamanı mıydı bu mutlu günde. Babadağ; berrak, saydam göklerde bulutlara değiyor diye başı, büyüksünmek ve ayağının dibindeki seni ezmek şöyle dursun tepeden bakarak, almış kucağına, okşayıp seviyordu baba gibi. Çam, tohumlarını katmış dökkünün önüne ve Kumburnu'na salmış sevgiliye armağan. Torularını büyütüyor kumların içinde, gölge olsun diye ortak konuklara.
"O hoooo!" dedi teyz'oğlum... Sustu...
Ben sesli düşünmeyi sürdürüyordum: Çocuklardan adını beğenmeyenler olur. Bazısı mahkeme kararıyla değiştirir bile.
Ara sıra aklıma gelir: Ölüdeniz, ölü bir deniz olmaktan, böyle anılmaktan mutlu mu acaba? Seviyor mu dersiniz adını? Yaşayan bir deniz olmayı öyle çok hak ediyor ki oysa... Öylesine minik, gostak, öylesine dingin, nazlı ve öylesine baylan baylan dalgalanıyor ki...
Baylan; nazlı, baylan; edalı, işveli...
"Ölüdeniz" diyenlerin aklına gelse de
"Baylandeniz" deselerdi ona,
daha mutlu olur muydu acaba?..
...
Ufukların son ışıkları sessizce söndü. Deniz; Kordon, Karagözler ve yatlardan suya dökülen yakamozlardı artık. Gerisi, koyu bir karanlık. Çalış ve Şövalye, suyun derinliklerine inen birkaç ışıktı. Deniz feneri karanlığı delmeye çalışıyordu. Balıkçı tekneleri kendi ışıklarınca vardı. Son dördün Akdağ'ın ardında görünmeden önce biraz balık tutacaklardı...
Denizlerde hiç bitmeyecek sandığımız orfozlardan ikisi, Rafet'in süslü
mangalında nar gibi kızarıp geldi...
–Hesabı ödeyebilir miyiz teyz'oğlu?..