PASPATUR SAHİLİNDEKİ BALIK TEZGÂHI

Şehirlerin bazı özel ve özgün noktaları vardır. Bazen, kuş yuvası gibi minnacıktırlar ama özgül ağırlıkları çok fazladır. Şehrin sembolleri arasında önemli yer edinmişlerdir. Bu duruma gelmek için ne bir iddiaları ne de özel bir çabaları vardır. Ben buyum diye ortaya atılmazlar, kendilerini tanıtmak için çığırtkanlık yapmazlar, sessiz sedasız durdukları yerde edinirler bu değeri. İnsanların uğrak yeri hatta buluşma noktası oluverirler. Bir, iki, üç derken, çevre sakinleri toplaşıverirler o çevrede. Onları görenler de meraklarına yenilip, bir müddet eğleşiverirler. Bisiklet süren kız, motosikletli adam, kaykaycı çocuk araçlarını oracığa bırakarak dâhil olurlar kalabalığa. Kimi beş duyusunu her yönüyle kullanarak dakikalar harcar bu ortamda, kimisi de bakar geçer. Buluşma noktasından ayrılanlar, kaldıkları yerden devam ederler yapmakta olduklarına, bazısı evine, bazısı işine, bazısı da gezmesine gider. O özel köşe de, evlatlarını topladıktan sonra yolcu eden ebeveyn edasıyla duruşunu sürdürür.

Böyle yerler Fethiye’mizde önceden çoktu. Şimdilerde ise bir bir yok oluyorlar. Biri daha gitti. Mini mini bir tezgâhtı. Ölçsen bir metrekare bile gelmezdi. Ama öyle bir çekim kuvveti vardı ki, uzaktan, yakından geçenleri alıverirdi etki alanına. Yerini bilmeyenlere kısaca tarif edelim. Paspatur suyunun, kordonda Akdeniz’le kucaklaştığı yerdeydi. Fethiye Kafe ve Fethiye Evinin denize doğru uzanan istikametlerinin kesişim noktasındaydı. Kordonumuzun en güzel köşesiydi. Karagözler tarafından ve Cumhuriyet Mahallesi istikametinden gelen yolların birleştiği virajın sahilindeydi. Atamızın hurma ağaçları arasında bulunun büstünü çevreleyen kavşağın deniz tarafındaydı. İskeleye doğru olan kısmı balık ağları ile kaplıydı. Ağ donanımı, tamiri, eskimiş ağların yeniden kullanılacak kurşun ve mantarlarının kesimi de burada yapılırdı. İşte bu bölgedeydi o minik tezgâh. Bakmayın tezgâh dediğime, balık olunca açılan olmayınca da kapalı duran portatif, ince saçtan yapılmış bir masa idi aslında.

Balıkçı tekneleri Paçarız’ı döndü mü, sahilde bekleyenleri alırdı bir heyecan. Balık var mıydı, ya da ne tür balık vardı, başlardı merak. Sahildekiler de boş değildiler denize karşı, bilirlerdi balığın mevsimini. Melenurya mı gelecek, yoksa barbun mu, avrida zamanı mı, kefaller yumurtalı mı, yamucak akye mi, mis gibi deniz cuprası mı, Akdeniz’in kralı lağoz mu, yoksa ağlara sıvanmış sardalye mi? Balıkçı teknelerini sadece insanlar beklemezdi, yalavuş kediler, çığırtkan martılar ve koca kafalı deniz kaplumbağaları da sabırsızlanırlardı sabah nevaleleri için. Tekne kordona yaklaşıp da çımayı attı mı başlardı faaliyet. Balıkçılarda, balık yakalayabilmenin haklı gururu, bekleyenlerde ise meraklı bakışlar. İyot kokan ıslak ağlarından denize damlayan sularla birlikte ilk balıklar görülürdü. Birisi hemen portatif masayı açar ve tazecik deniz mahsulleri tezgâhta yerlerini alırdı, bazıları hala canlı olurdu. Hele karidesler, tezgâh kapanana kadar canlı kalırdı. Türlerine göre dizilen balıklar müşterisini beklerdi, çünkü toplanan kalabalığın hepsi müşteri değildi. Artık kültürleşmiş bir rutinin paydaşlarıydı tezgâh başındakiler. İlk gelen müşteri şanslıydı, en beğendiği balığı alabilirdi, zaten üç beş tane olan iyi balıklar kısa zamanda satılırdı. En çok 1-2 saat açık kalan tezgâh son balığın satılmasıyla kapanır ve portatif masa yerine koyulurdu. Bu minik ama özel tezgâhın bir ayrıcalığı daha vardı. Balıkçılar tarafından tutulan balıklar, balıkçıların eşleri olan hanımefendiler tarafından temizlenerek müşteriye sunulurdu.

Hepi topu 6-7 metrelik, 3-4 balıkçı kayığı ile yaşatılan bu sistem, gelenekselleşmiş güzel bir uygulama idi. O tezgah etrafında birbirini gören Fethiyeliler, buraya uğramanın bir terapi olduğunu, balık alınmasa bile burada geçirilen birkaç dakikanın insana iyi geldiğini hep söylerlerdi. Bir nevi Fethiyelilik ruhunun şarj istasyonlarından biri gibiydi. Ayaküstü yapılan sohbetler, eş dostla ilgili alınan haberler, bazen bir çay içimi kadar uzatılan muhabbet hep bu tezgâhın etrafında gerçekleşirdi.

Yazımın başında da bildirdiğim gibi, kendi küçük ama anlamı ve işlevi büyük olan bu tezgâh artık yok. Kordonumuz bir değerini daha kaybetti. Nedenini bilmiyorum ama nedeni hiç önemli değil, bir an önce Fethiyelileşmiş bu özgün değerin eski işlevine kavuşması için gereken yapılmalıdır. Balıkçı Fethiyelilerle şehirli Fethiyelilerin terapi içerikli bu buluşma noktası tekrar eski halini almalıdır.

Güneşin, denizin, çamların, palmiyelerin, hurmaların, mimozaların, akasyaların şahitlik ettiği kadim yârenlik devam etmelidir.

Konuyla ilgili yetkililere diyorum ki, bu yapılan bir yanlıştır ama yanlıştan dönmek de erdemdir. Bir an önce bu yanlıştan dönülüp Kordondaki Balık Tezgâhının eski güzel günlerine dönmesi sağlanmalıdır.

Yoksa bu kordona kimlik kazandıranlara, Gerçek Fethiyelilere, Koçini’ye, Zoyi’ye, Danguş Aliye, Fenerci Muammere, Arap Kemale, Kara Recep’e, Giritli Mustafa’ya, Rodoslu Kavunakilere, Gegakilere ve en son kaybettiğimiz Zafer amcaya, karşı mahcup olursunuz, ruhlarını incitirsiniz.

Yapmayın!