Ey bizleri yoktan var eden, ol deyince olduran, öl deyince öldüren Allahım!

Gecenin karanlığında, karıncanın yürüyüşünü gören, zikir ve tesbihini işiten Allahım!...

Zâtına kul olmanın zevkini yaşıyoruz.

Bizi bu ilâhi neş’eden mahrum etme Yârabbi...

Sana Hamd olsun, şükürler olsun Allahım...

“En sevgiliye” yürekten, gönülden Salât ü Selâm olsun.

Bütün Peygamber efendilerimize Salât ü Selâm olsun.

Efendimize “Hâne Halkı” olma bahtiyarlığına eren Ehli Beyte Salât ü Selâm olsun.

Bu dâvânın temeli atılırken, kanını su yerine akıtan Ashab-ı Kirâma, Salât ü Selâm olsun.

Allah Rasülüne eş olma mutluluğunu yaşayan Ezvâc ı Tâhirâta Salât ü Selâm olsun.

Ana-Babalarımız başta olmak üzere bütün ölmüşlerimize rahmet olsun Yârabbi...

Peygamberimizin (s.a.v) Dilinden Dua ve Niyâzımız!...

**********

"Allah'ım!

Kuvvetimi, zayıflığımı, çaremin azlığını, insanlar karşısındaki yalnızlığımı sana şikayet ediyorum”...

“Ey merhametlilerin en merhametlisi, beni kime emanet ediyorsun?

Bana kötü davranan bir düşmana mı, yoksa işimin sahibi yaptığın bir yakının eline mi bırakıyorsun beni”?..

"Allah'ım! Şüphesiz sen sözümü işitir, bulunduğum yeri görür, gizlimi ve açığımı bilirsin”.

“Yaptığım hiçbir şey sana gizli kalmaz. Ben muhtaç, fakir, yardım isteyen, sığınma talep eden bir garibim”

“Korkmuş, tedirgin olmuş ve günahını kabul ve itiraf eden bir kulum”.

“Senden bir miskinin istemesi gibi istiyor, sana suçlu ve zelil kimsenin yalvardığı gibi yalvarıyorum”.

“Boynunu sana eğmiş, senin için gözyaşı dökmüş birisiyim”.

“Cismi sana itaatkar ve sana mecbur olan korkmuş, kör bir kimsenin duası gibi sana dua ediyorum.”

“Allah'ım! Beni sana dua etmekten mahrum eyleme, bana karşı çok şefkatli ve çok merhametli ol“.. “Yarabbi...

Ey kendisinden istenenlerin ve verenlerin en hayırlısı!"

Kapından beni boş çevirme Allahım...

Sen razı olana kadar rıza senindir. Güç kuvvet ancak seninledir”.

*********

Amin Amin Amin ...

Beşeriyetin efendisi, İnsanlığın baş tâcı “Efendimiz” dua buyurdular.

Bizlerde amin dedik.

Bizlere böyle bir mutluluğu bahşettiğin için sana şükürler olsun Allahım..

Sizlerde bu duaya iştirak ettiğiniz ve Amin dediğiniz için Rabbim sizden razı oldun.

Allahın selamı üzerinize olsun.

Allaha emanet olasınız.

Amin Amin Amin...

İstiklâl marşının kabulü…

12. Mart.1921

Aradan 105

sene geçmiş, büyük bir sevinçle, gururla, heyecanla İstiklâl marşını, hazırol vaziyetinde dinler ve söyleriz.

Kıyamet sabahına kadar bu marş söylenecek, bu Bayrak vatanımızın

ufkunda dalgalanacaktır.

Buna inancımız tamdır.

Biz bu vesile ile Akif merhumun çocukları ile ilgili acı bir hatırayı hüzünle, biraz da utanarak anmak istiyoruz…

——————————

“Mehmet Emin Akif, Çetin Altan’ın odasında!

{ Mehmet Akif merhumun Çocuklarının sonu}.

1966 yılının son günleri… Çetin Altan, Milliyet gazetesindeki odasında yaşananları şöyle anlatıyor, birlikte okuyalım.

“Bir öğle sonrası... Bayram içeri girdi, ‘Sizi biri görmek istiyor’ dedi.

-Buyursun...

İçeri tıraşı uzamış, üstü başı bakımsız, yaşlıca, çelimsiz bir adam girdi. Hazırolu andıran bir duruş ve hafif bükük bir boyunla:

-Bendeniz, dedi, Mehmet Akif'in oğluyum...

Bir anda ne olduğumu yine şaşırdım ve nasıl şaşırdım bilemezsiniz.

Eski bir dostluk havası yaratmak istercesine:

-Ooooo buyurun buyurun, nasılsınız?... türünden bir yakınlık göstermeye çalıştım.

O tavrını bozmadı:

-Rahatsız etmeyeyim, dedi. Sizden ufak bir yardım rica etmeye gelmiştim.

Gökler mi tepeme yıkıldı; yer mi yarıldı da ben mi yerin dibine geçtim; doğrusu fena allak bullak oldum.

Ve yine tek yapabileceğim şeyi yaptım, cüzdanımı çıkarıp uzattım. O, bükük boynuyla:

-Siz ne münasip görürseniz, dedi.

Cinnet cehennemlerinin tüm yıldırımları düşüyordu yüreğime. Cüzdanımı açtım; içinde ne varsa çıkardım -fazla bir şey de yoktu- elimde tuttum. Bir iki adım attı. Sanırım sadece bir on, yahut yirmi lira aldı.

-Çok çok teşekkür ederim, rahatsız ettim, dedi ve çıktı.

Aradan bir ay geçti geçmedi. Gazetelerde küçük bir haber ilişti gözüme.

Beşiktaş'taki çöp bidonlarından birinde Mehmet Akif'in oğlunun ölüsü bulunmuştu”.

————————

Bir çokları; Tahsisat-ı Mestûre {örtülü ödenek} denilen çeşmeden bol bol istifade ederken Akif merhumun çocukları sefâlet içinde öldüler.

Akif’in cebinde para bulunmazdı.

Taceddin dergahından meclise yaya gelir-giderdi.

Kış günü paltosunu bir fakire giydirivermişti.

O İstiklâl marşı için bir kuruş talep etmezken biz onun çocuklarının, torunlarının halini hatırını soramadık

İstiklâl Marşının kabülünün 103. yılını bir de bu hazin halleri hatırlayarak kutlayalım.

“Rabbim bu ülkeye bir daha istiklâl marşı yazdırmasın”, diyen Mehmet Akif’in ruhu şâd olsun, bizi bağışlasın.

Vesselam

Halil ARIK.

12.Mart.2026