ASYA’DA DİNSİZ TOPLUM İNŞAA ETMEK

Dinlerin doğduğu kıta Asya, felsefenin geliştiği ve boy gösterdiği kıta Avrupa’dır. . Bu iki kıtanın, yetiştirdikleri bakımından kendine has özellikleri var. Her meyve, her mevsimde ve her iklim kuşağında yetişmiyor.1921 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisinde, Bediüzzaman Said Nursi, yazılı olarak bildirmiş ve şöyle demiştir:

“Hamisen : Enbiyanın ekseri şarkta ve hükemanın ağlebi garpte gelmesi, kader-i ezelinin bir remzidir ki, şarkı ayağa kaldıracak din ve kalbdir; akıl ve felsefe değil. Şarkı intibaha getirdiniz; fıtratına muvafık bir cereyan veriniz. Yoksa, sayiniz ya hebaen gider; veya muvakkat, sathi kaldır.” ( Mesnevi-i Nuriye sh. 91)

Böyle bir tavsiyeyi dinleyecek bir hükümet yoktu. Devletin , eğitimde pusulasını Şair Kemalettin Kamu’nun şiirlerinde gösterdiği hedef çizmişti : “ Eskiyi unut, yeni yolu tut, Türklüğe umut sen ol çocuğum. Kabe Arab’ ın olsun, Çankaya bize yerler!.” efsaneleriyle bir nesil yetişti.

Asya’ daki milletleri ayağa kaldıracak ve onları huzurlu bir şekilde yaşatan unsur din idi. Çünkü , en fazla peygamber Asya’ da gelmişti. Bunun, sosyolojisi ve psikolojisi hesaba katılmadı; niye ?

Şimdi yaşadığımız, kişilerin psikolojik buhranına ve aile problemlerine ve toplumun sosyolojik problemlerine bakarken, eşyanın tabiatına aykırı hareket edildiğini görebilir misiniz ?

En baştan yanlış olan şu değil miydi ? Asya’ da oturan ve kökü Asyalı olan birisi neden Avrupalı olsun? Sonuçta , çift cinsiyetli olmanın veya çift karakterli olmanın ızdırabını yaşıyoruz.

Asya’ da doğmuş ve gelişmiş bir milletin, hem de daha Asya’ da otururken , onu Avrupalı yapmak da nereden çıktı? Peki, kişiye “ Asyalı birisine , “sen Avrupalısın” dediğinizde bu gerçekleşir mi ?

Asya’daki insanların karakteristik yapıları göz önüne alındığında, bu insanların hayatını düzenleyenin “din” olduğun görmezden geldiğinizde, gerçeğin üstünü örtmüş olmuyor musunuz ?

Avrupa’ daki bir kişi dinsiz olabilir ve yine de insani özeliklerini kaybetmez. Ama bir Müslüman, peygamberliğin son halkası Hazret-i Muhammed’in terbiyesinden çıktığında, artık daha tutunacak bir dal bulamaz ve insanlığın dışına çıkıp bir vahşi cani olur. .

Sömürgeci Avrupalılar , baktılar ki bir Müslüman, Hıristiyan olmuyor ve başka bir dine girmiyor; öyleyse dinsiz olsunlar şeklide bir anlayış geliştirdiler. İşte Türkiye’ de, Batı adına , Avrupalılaşma adına , modernleşme adına yapılan budur. Asya’ da dinsiz bir toplum inşa etmek. Sonuçta cinayetler, intiharlar ve anarşist faaliyetlerin zemini oluşturuldu. Çünkü bir Müslümanın, dininden çıktıktan sonra, insani olarak tutunacağı bir kutsal dalı ve özelliği kalmayacağı bize söylenmemiş mi; söylenmiş; ama söyleyen, iktidarda değil, sürgünde kalmış.

Şimdi yaşadığımız sokak ve okul cinayetleri , aile cinayetleri karşısında ve hatta hayvanları arabasının arkasına bağlayıp sürüklemenin arkasında , dinsiz ve vicdansız ve merhametsiz bir toplum inşa etmenin meyvelerini topluyoruz.

Bu toplum öyle bir yere gidiyor ve götürülmüş ki, atık bu cinayetleri okulda ve sokakta vahşeti önlemek için, polis ve jandarma sayısı yetmeyecek. Düşünün bir kere, 80 milyonluk bir ülkede, 8 milyon katil ve sapık varsa ve olursa ; bu şekildeki cinayetleri ve olayları nasıl önleyebilirsiniz ki ! Alacağınız bütün yasal tedbirler ve güvenlik güçlerinin teknolojisini ve sayısını artırmak da çare olamayacaktır.

Şimdi devleti idare edenler, Cumhuriyet tarihi boyunca nerede yanlışı yaptık diye düşünmeleri gerekmez mi ? Küçücük bir kız çocuğunu başı örtülü görüp de, “ devlet elden gidiyor” diye tankları sokaklarda yürütüldüğü bir yapıdan geldiğimizi unutmayalım.

Şimdi dinsizliğin geliştiği ve revaç bulduğu bu toplum içinde, her bir kişi dinsiz olursa , böyle bir toplumda can güvenliğini nasıl sağlayabilirsiniz? Oysa bu toplumda din öldürülmeseydi ; kişinin içinde ve vicdanında Allah korkusu ve ahiret inancı ve yeniden dirilme ile Mahkeme-i Kübra’da , her kötülüğünün ve haksızlığının mutlaka hesabının sorulacağı inancı yerleşseydi; toplumun büyük bir çoğunluğu , Allah ‘a , ahirete inanıp ve hesap gününü kabul ederek yetişseydi, toplumda bu kadar cinayet olmazdı. Çünkü, her birinin içine, aklına ve kalbine bir emniyet görevlisi yerleşmiş olacaktı.