ABD ve İsrail’in müzakereler devam ederken, 28 Şubat 2026 tarihinde İran’ın Hürmüzgan eyaletinde kız öğrencilerin eğitim gördüğü okulu bombalamasıyla başlayan bölgesel savaş devam ediyor. Okulda 170 kız öğrencinin ve 26 öğretmenin bulunduğu ve hayatını kaybedenlerden şu ana kadar 165 kişinin kimliğinin tespit edildiği bildiriliyor. Karşılıklı füze saldırılarıyla devam eden savaşın kara harekâtı ile daha da büyüyüp genişlemesi söz konusu. Zira ABD’nin 28 Şubat’ta başladığı saldırılarda bekleniyor ve tarih saat tahminleri yapılıyordu. Toplumun geneli açısından İran konumu itibarıyla Türkiye’nin sınır komşusu ülkelerden birisi olmasına rağmen diğer komşuları örneğin Yunanistan’ın yarısı kadar dahi bilinmeyen bir devlettir. Konjonktürel ideolojik uygulamaların neticesi yanı sıra 47 yıldır uygulanan ambargonun da etkisiyle İran diye bir ülke yokmuş gibi davranılır. Bu yazıda basında ve sosyal medyada çok yer almayanlar hususları önceleyerek mevcut duruma bakalım.

Yaygın medyada yer bulmasa da sık sık Afganistan, Irak, Libya, Suriye ve İran’a ilişkin olarak İsrail’in güvenliğini sağlamak için işgal edileceği ve haritalarının değişeceğine yer verilmiştir. Geldiğimiz noktada Suriye düşmüş ve sıralama devam etmektedir. İki binli yılların başında, daha sonra ABD Dışişleri Bakanlığı yapan, Condoleezza Rice’ın Ortadoğu'da Türkiye de dahil 22 ülkenin sınırlarının değişeceğine ilişkin açıklaması ve sonrasında bu açıklamanın internetten temizlenmesi ve hatta teyit sitelerinin böyle bir açıklama olmadığını iddia etmeleri de enteresandır. Kaldı ki ortalama akıl ve analiz yetisini sahip birisi bu süreci rahatlıkla doğrulayabilir. Yine de süreci kısaca özetleyelim.

Öncesi olmakla birlikte, 11 Eylül 2001’de İkiz Kulelerin ve Pentagon’un vurulmasını (bu saldırıya ilişkin çok sayıda hala açıklanamayan durumlar var) bahane eden ABD, Ekim 2001’den itibaren Ortadoğu(!)da halkı Müslüman ülkelere karşı operasyonlar başlattı. Yeni bir haçlı seferi olduğuna dair açıklamalar bile yetkili ağızlardan yapıldı. Müttefikleriyle birlikte ABD’nin daha önce yaptığı operasyonlar ülkelere çeşitli külfetler getirmiş, kendi halklarından yöneticilerine tepkiler gösterilmesine yol açmıştır. 2001 ile birlikte ABD, İslam ülkelerinde desteklediği taşeron örgütler yoluyla öncekilerden farklı bir plan uygulamaya koymuştur. Bu planları da sözde uluslararası kuruluşlar nezdinde destekletmiştir. Kimyasal ve nükleer silahlar olduğu öne sürülmüş işgallere gerekçe yapılmıştır. Diğer taraftan da halklara demokrasi getirileceği söylenmiştir. Asıl hedeflenen ise kendi çıkarlarını engellemeyecek kukla yönetimleri başa getirmek ve yer altı ve yer üstü doğal kaynakları sömürmektedir. Bugün Afganistan’ın niye işgal edildiği açıkça görülmektedir. Irak’ın halkı Saddam’dan kurtarmak için değil, bölmek, parçalamak için işgal edildiği, Libya’nın, Libya halkını Kaddafi’den kurtarmak için değil, Libya’yı bölmek parçalamak ve süresiz karmaşaya sevketmek için, Esad’ı Suriye’yi özgürleştirmek için değil İran ve diğer saldırılarına engel olduğu için işgal edildiği görülmektedir.

Plan başarılı olmuş ve Arap devletlerin yöneticilerinin çoğu (Yemen vb. hariç) gönüllü ABD ve İsrail projelerinde yer almıştır. Karşı çıkan yönetimler Arap Baharı vb. toplumsal olaylarla değiştirilmiş, bağlılığı daha yüksek olanlar doğrudan ve dolaylı olarak işbaşına getirilmiştir. O kadar ki, ABD, Bağdat’a Libya’ya bombalar yağdırırken, İsrail Gazze’yi yerle bir ederken bu ülkelerde cılız kınamaların dışında somut adım atılmamış ve hatta kınamalarda ABD ve İsrail bile hedefe konmamıştır. Topraklarını ve özgürlüğünü savunan Hamas’a bile İran ve Yemen’den başka açıktan destek veren olmamıştır. İktidarların eklentisi olmayan STK’ların dışında yıllardır izlenmeye maalesef devam edilmektedir.

Velhasıl, fanatik Yahudilerin dini ideolojisi siyonizm 5700 yıllık planını gerçekleştirme ve Büyük İsrail’i kurmak için son yıllarda (bu da yine inandıkları sembol ve ritüellerden kaynaklanmaktadır) daha da heyecanlanmaktadır. Bölgedeki tüm terör olaylarının arkasında İsrail vardır, siyonizm vardır. Suriye’nin parçalanması sonrası Gazze’nin de sözde barış ile rölantiye alınması ile İran’a karşı saldırıya geçmiştir. En güvendikleri husus ABD’nin ve kısmen NATO’nun bölgedeki askeri üsleridir. Diğer ve en önemli güvenceleri ise İslam ülkelerinin yöneticilerinin bir araya gelemeyecek olmasıdır. Çünkü bu konuda milyarlarca dolar harcanmış ve işbirlikçiler vasıtasıyla onlarca ihtilaf oluşturulmuştur. Bırakın bir araya gelmeyi yönetimlerin çoğu ABD ile stratejik ortaklığı gururla savunmakta, İsrail ile normalleşmek için can atmaktadır.

İran’a yapılan saldırıların gerekçesi İsrail’in bölgedeki planlarına engel olmasıdır. Dini ya da ideolojik bir gerekçe ile kamuoyuna algı servisleri yapılsa da doğalgaz ve petrol işin merkezindedir. Zira ABD Japonya’ya atom bombası atarken ya da Venezüella liderini kaçırırken de Kanada ya da Grönland için hesaplar yaparken din ortada yoktur. Önümüzdeki günlerin bugünden iyi olması ne yazık ki beklenmiyor. Umudumuz aksi yönde ancak umutlarla ve hayallerle yaşanmıyor.

Yeni yazılarla tekrar buluşuncaya kadar sağlıklı, mutlu ve huzurlu kalın, hoşcakalın.