DİNSİZLİĞİN FİKİR YAPISI ÜZERİNE 3
Vatandaşın Türkçe bildiği, kanunların da Türkçe yazıldığı halde, hukuki ihtilaflarda, Türkçe bilmenin, kanunların olaya ve durumuna göre tatbikinde, davalık bir işte avukat aranması ve tutulması; mahkemedeki hakimler de Türkçe bildiği halde , kararlarında yanlışlar yaptığı ; istinaf mahkemelerinin de – bir heyet oldukları halde - yine yanlışlar yaptığı ve Yargıtay’da karara bağlandığı ; onun da üstünde Anaysa Mahkemesinin karar verdiği hukuk sisteminden yola çıkarak ; mesleki ihtisaslaşma olmadan bir hukuki problem bile halledilemezken ; şimdi yarım yamalak Arapça bilen birisinin, sanki , dini bütün ilimleri biliyormuş gibi, Kuran’ ı tam anlamış da çözüm bulamamış gibi ahkam kesmesi bir tarafa ; bazılarının yarım yamalak dini bilgileriyle, geçmişteki büyük hadis alimlerinin ihtisas sahibi olduğu bir konuda; “bu hadis uydurmadır” diye saçmalamaları; “bize Kuran yeter” diyerek Hazreti Peygamberi dinden saf dışı etmedeki saçmalamalara, bazı cahiller tarafından itibar edilmesi, dinsizliğin önünü açmaktadır. Öyle Müslümanlar gördüm ki, ağzından çıkan söz, imanını götürmüş ama haberi yok kedisini “mümin” zannediyor.
İnsanda bu azgın ve kötülüğü isteyen ve rahat peşinde koşan nefs- i emmaresi ve “enesi” (benlik) oldukça; bu cehalet bataklığında, kitap okumak ve araştırmak ve düşünmek rafa kalktığı için; aklını ve zihnini sloganlara ve sapık ideolojilere teslim edenler, tefekkürü de kaybettiğinden ve hiçbir dini kayıt altına girmeden yaşamayı “çağdaşlık ve modern” diye yuttuğundan, dinsizliğin önü alınamıyor. Mevcut dini ekol ve grup ve cemaatlerin bazıları da, dini, dünyevi gelirlerine basamak ve alet ettiğinden; dinsizlik hem dünyada, hem de ülkemizde bir çığ gibi yükseliyor. Şimdi, en dinsiz olanların ulaşacağı son uygarlık seviyesini bize, EPSTEİN dosyası ortaya koydu. Ülkesinden ve ailesinden kaçırılan çocukların kanını gençlik iksiri olarak içmek ve etlerini yemekten başlayıp, kiralık kızların cinsel istismarına kadar bir vahşeti ve sapıklığı, “çağdaşlık ve aydınlanma süreci” olarak bize anlatanların yüzsüzlüğünü görebilirsiniz.
İnsanı yaratan Allah, onu inanmaya mecbur tutmamış ve ona seçme hakkı tanımıştır. İnsan bu seçme hakkını kullanırken, ruhundaki bir yaratıcıya inanması , tapması ve ona güvenmesi duygularını bastırıp; nefsini ve arzularını ve hayvani hislerini tatmin yolunu kendisi seçtiğinde; bir insandan ziyade, bir “hayvan” olduğunu iddia ederken; üstündeki insan gömleğini çıkartamamakta ve yine bir insan gibi bütün mahlukat ona hizmet ederken, nankörlük eseri olarak dinsizliği ve kötülüğü seçerken ; Cehennemin ebedi bir adayı olmayı da seçmiştir. Ruhundaki ve aklındaki bütün soruların cevabı Allah tarafından Peygamberleri ve Kitapları vasıtasıyla verilmişken dinlemezler.
Bir kısım insanlar da , Yaratıcıyı arar ve bulur. O’nu dinleyerek ve O’na itaat ederek seçtiği hayatı yaşayarak , bu dünyada iken , ebedi kalacağı hayatı seçmiştir.
İster inanın; ister inanmayın yeriniz hazırıdır. Yaptığınız tercih size aittir. İnanmamakla , Allah’a bir zarar verme şansınız da yoktur. O, sizin iman etmenize muhtaç değildir. İnanırsanız, Allah’ a bir fayda da sağlayacak değilsiniz.